Daha minicik elleriyle kalem tutmayı yeni yeni öğrenmeye çalışan çocukların üzerine kara bir dev gibi gelip oturmak ve onu yaşamdan soğutmak değildir eğitim denilen şey.
Hele öğretmenlik ki böyle bir şey hiç değildir.
Üniversite giriş sınavında başka bir bölüm seçemeyince "Neyse, hiç olmazsa öğretmen olalım" denilerek yapılacak bir meslek hiç değildir.
Eğitim bir gönül işidir.
Duyarlılık işidir.
Meşgul olduğunuz şeyi taş değil ki; çocuğun bizzat kendisi. Sınıf içinde azarlasanız, duyarsızlaşır, arsızlaşır. Azıcık kaşlarını çatsanız altını ıslatır.
Çok defa isyan etmişimdir. Bir heykeltraş olmak için üniversite giriş sınavı
yetmiyor ülkemizde. Ayrıca bir de "Sanatçı ruhu var mı bu kişide?" diyerek mülakat yapılıyor. İyi de yapılıyor.
Ama yumuşacık insan kalbi ile meşgul olmak isteyen kişilerde neden "duyarlılık" sınavı yapılmaz, puanını her tutturan eğitim fakültesine gider, anlamış değilim.