Günümüz çalışma hayatı ise kadına karşı çok acımasız; "Bu kadının bir çocuğu var, işten erken çıksın da çocuğu ile buluşsun" demiyor. Aksine, "kadın, erkek ile eşittir" diyerek erkek gibi çalıştırıyor anneleri.
Eğer bir toplumsal diriliş yaşanacaksa bu dirilişin ilk "saygın kişisi" kadınlar olmalı, anneler olmalı. Bunun yolu anneler ile çocuklarını buluşturmaktan geçiyor.
Örneğin, kadınların mesaisi geç başlasın, sabahları bebekleriyle sarmaş dolaş olsunlar. Erkeklerden daha yüksek maaş alsınlar daha az çalışsınlar. Mesaisi erken bitsin annelerin. Hiçbir şey yapamazsanız, belediyeler annelere özel otobüs, taksi oluştursun. Pembe taksi deyin örneğin bunlara. Anneler saatlerini sokakta otobüs bekleyerek, çocuğuna yetişmek üzere sağa sola koşturarak geçirmesin.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
..."fanatik taraftar" vurgusu kişilik bozukluğu riski taşıyanların davranışlarını daha da yıkıcı hâle sokabiliyor. Taraftarlık bir "bağımlılık" ilişkisine dönüşüyor. Gençler "anne sevgisini", "baba yoksunluğunu" kendi tuttuğu futbol takımına bağlanarak gidermeye çalışabiliyor.
Eş eşe yardımcı olabilir ve "eşler birbirlerinden mükemmel olmayı beklemezlerse" çocukluk döneminde ne yaşanırsa yaşansın evlilik süreci bu olumsuzlukları olumluya çevirebilecek bir özellik taşıyor.