İbrahim Havvas (rahimehullahu) anlatıyor; "Bir gün Likâm Dağı'nda idim. Bir nar ağacı gördüm, canım çekti. Ondan bir nar kopararak yardım, ekşiymis, elimden attım ve yoluma devam ettim. Az ileride birini gördüm, yere serilmiş ve üzerine arılar üşüşmüştü.
Adam'a selâm verince; "Aleykümselâm, ya İbrahim!" diye cevap verdi. "Beni nereden tanıyorsun?" diye sordum. "Allah'ı tanıyanlara hiçbir șey saklı değildir." karşılığını verdi. Ona; "Anlaşılan Allah ile münasebetin var, șu arılardan seni kurtarmasını O'ndan istesene." diye takıldım.
Bana șu cevabı verdi; "Ben de senin Allah ile münasebetin olduğunu sanıyordum. Asıl kendin, nar düşkünlüğünden seni kurtarmasını istesene! Nar düşkünlüğünün acısını insan âhirette çeker, oysa arı sokmasının acısı dünyadadır. Öte yandan arı sokması vücudu incittiği hâlde azgın arzular, iğnelerini kalbe batırırlar."
Hz.Ömer (ra) çok ağlardı, hüngür hüngür gözlerinden yaş dökerdi. Bu yüzden yanaklarından süzülen yaşların bıraktığı iki siyah iz her zaman yüzünde görülürdü.
Hz.İbrahim (a.s) yaptığı bir hatayı hatırlayınca baygınlık geçirir ve kalbinin çarpıntısı (neredeyse) bir mil uzaklıktan duyulurdu. Allah'ın emri ile bir gün kendisine Cebrail (a.s) gelir ve der ki, "Allah sana selâm ediyor ve 'Dostundan korkan bir dost gördün mü?' diye soruyor."
Hz. İbrahim (a.s) Cebrail'e şöyle cevap verir; "Ey Cebrail! Kusurum aklıma gelince ve cezasını da düşününce dostluğumu unutuyorum."