➡️ *Yetmişiki bid’at ehlinin imanlarında farklılıklar vardır* *Sual: Yetmişiki bid’at ehli, akıl ile dini ve felsefeyi bir mi tutmaktadırlar? Bunlar yunan filozoflarının tesirleri altında mı kalmışlardır?* *Cevap:* İmâm-ı Muhammed Gazâlî “rahime-hullahü teâlâ” hem tasavvufu, hem de metafiziği incelemiş, *(El-münkız)* ve *(Et-tehâfütül-felâsife)* kitaplarında, felsefecilerin yalnız akla dayandıklarını, çok yanıldıklarını, tasavvufçuların ise, yalnız âyet-i kerimlere ve hadîs-i şeriflere tâbi olarak hakiki imana ve ebedî saadete kavuştuklarını bildirmiştir. Müslüman oldukları bildirilen, yetmişiki bid’at ehlinin felsefelerini incelemiş, bunların yunan filozoflarının tesirleri altında kaldıklarını görmüştür. *(Bid’at ehli)* denilen Müslümanların akidelerinin hakikate, yani Kur’ân-ı kerime ve hadîs-i şeriflere uygun olmadığı görülür. Bunların yunan felsefesinden almış oldukları parçalara, 21. asırda artık itibar edilmemektedir. Bid’at sâhibi Müslümanların akideleri birbiri ile kıyas edilecek olursa, görülür ki, Allahü teâlânın birliği, büyüklüğü, her şeyin Ondan geldiği, Onun her şeye hâkim, kâdir olması, İslâm dininin en hakiki ve en son din olması, Kur’ân-ı kerimin Allah kelâmı oluşu ve Muhammed “aleyhisselâm”ın Onun son Peygamberi bulunması hususunda hepsi ittifaklıdır. Hepsi bunları bildirmektedirler. İnsanı, Hristiyanlar gibi, (günahkâr) değil, kudsi bir varlık sayarlar. Bunun için, yetmişiki bid’at fırkasının hepsi mümindir, Müslümandır. Böyle olmakla beraber, akıl ile dini ve felsefeyi bir tutmaktadırlar. Bunun için, imanlarında farklılıklar vardır. Muhtelif felsefelere bağlı oldukları için, aralarında manasız ayrılıklar, mücadeleler baş göstermiştir. Bunların hangisinin haklı olduğu ancak ilim ile ve hadîs-i şerifler ile karşılaştırmakla ortaya çıkar, yoksa zor
Alıntı
Hibban b. Münkız anlatıyor: Adamın biri "Ya Resulallah! (S.a.v) Duamın üçte birini senin için yapayım mı? Sana salavat getireyim mi?" diye sorunca, Resulullah (as) "Evet, dilersen." buyurdu. "Üçte ikisini" dedi "Evet, dilersen." buyurdu. "Bütün dualarımı sana tahsis edeyim mi? Duamın tamamında sana salavat getireyim mi?" dedi. Resulullah (asm) "Bu takdirde Allah dünya ve ahiretinle ilgili arzu ve ihtiyaçlarını karşılar." buyurdu. Hadisi Taberanî ve Ebu Nuaym tahriç etmiştir.(bk. Kenzu'-Ummal, h. No: 4001) (Sorularla islamiyetten alıntı).
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sadece kulaktan duyma bilgilerin peşinde gitmiş, hiçbir delile dayanmaksızın doğru yoldan sapmış nice insan gördüm. El-Münkız Mine'd-Dalal Gazali rh
İmam-ı Gazâlî’nin el-Münkız Mine’d Dalâl eserini okuduktan sonra beynim öğrenme klasörünü bir süreliğine tadilat nedeniyle kapattı sanırım.. Sizin de yaşadığınız bir durum mu?
Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir
Kumar, içki ve her türlü fuhşiyatla yozlaşmış, karılarını değiştiren ve kız çocuklarını gömecek kadar vahşet gösteren bir toplumda Muhammed’in başka türlü davranmasına imkan yoktu. Onlara korkunç cehennem azapları gösterecek ve dünyada doğrulukla yaşayanlara da öte alemde köşkler, Kevserler, yiyecekler, güzel huri kızları vaat edecekti. Fakat aydınlık kafalardaki şüphe daha başlangıcından beri hükmünü yürütmüş, bu uğurda çok insan ziyan edilmiştir. Bir kısmı iki uç arasında bocalayarak sapıtmış, kimisi tarafından evliya, kimisi tarafından zındık ilan edilmiş (İbnü’l Arabi) kimisi delirerek Tanrılık iddiasına kalkmış (Hallac-ı Mansur), bir kısmı da tam yobazlaşarak dini katı ve tartışılmaz kaideler manzumesi diye kabul ederek İslamiyet’i bugünkü perişan duruma sürüklemiş ve birbirlerini tekfir etmekle ömür tüketmiştir. Büyük İslam bilgini ve mütefekkiri diye kabul olunup kendisine “Hücetü’l İslam” yani Müslümanlığın delili denilen Gazali (yahut Gazali) “el-Munkız” adlı eserinde Farabi ile İbni Sina’yı tekfir etmiştir. Halbuki bu ikisi yalnız İslamiyetin değil, bütün insanlığın iki büyük dehasıdır. Aristo’dan sonra Farabi’ye insanlığın “ikinci öğretmeni”, İbni Sina’ya da “üçüncü öğretmeni” diye bakılmıştır. 23 Kasım 1970 / Makale, Ötüken Hüseyin Nihâl Atsız
Alıntı
İbn Arabi’nin Fahreddin Razi’ye Gönderdiği Mektup
Bismillâhirrahmânirrahîm… Her şeye yeten Allah’a hamd olsun! Salât ve selâm, onun seçtiği bütün peygamberlerin üzerine olsun! Benim Allah yolundaki dostum Fahreddin Muhammed Râzî’ye de selâm olsun ve Allah onun himmetini yüceltsin! Bundan sonra: Senin için biz, kendinden başka ilah olmayan Allah’a övgüde bulunuruz (seni Allah’a medhederiz). Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurur: “Biriniz kardeşini severse, bunu ona bildirsin: «Ben seni seviyorum.» desin!” Zâten yüce Allah da: “Birbirinize hakkı/gerçeği tavsiye ediniz” (el-Asr, 3) buyurmaktadır. Ben, senin bazı telif eserlerine ve (bu eserlerde) yüce Allah’ın, seni tahayyül kudreti ve mükemmel düşünce bakımından desteklediğine vâkıf oldum. Nefs, ne zaman sadece bedeninin taleplerinden lezzet ve haz almaya başlarsa ilâhî cömertlik ve mevhibenin (ilâhî bağışların) tadını alamaz. Böylece yalnız ayakları altından beslenen gâfil kimselerden olur. Fakat esaslı bir adam, üstten beslenendir. Allah Teâlâ’nın buyurduğu gibi: “Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden kendilerine indirilen Kur’ân’ı lâyıkıyla tatbik etselerdi, her yönden (hem ayakları altındakinden/yeryüzünden hem de yukarıdan/göklerden) nimete ermiş olurlardı…” (el-Mâide, 66) Allah’ın, onu muvaffak etmesini istediğim benim dostum bilsin ki, (Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘e) kâmil mânâda vârislik, sadece bir vecihle değil, bütün yönleriyle olandır. Zaten: “Âlimler, peygamberlerin (her yönüyle) vârisleridir.” Bu itibarla akıllı olana gereken, bütün yönleriyle (Hazret-i Peygamber’e) vâris olmaya çalışmak ve bu hususta gayret noksanlığına düşmemektir. Allah’tan, onu muvaffak kılmasını temennî ettiğim değerli dostum bilir ki; insan tabiatının güzelliği, ancak ilâhî bilgilerle donatılmasının semeresidir ve çirkinliği de o ilâhî
Tasavvuf