Milattan önce birinci yüzyıl boyunca Roma kanunların önemi ve sürekliliği fikrine tutundu. Ancak paranın öngörülemeyen icadı ve gelişmesi, imparatorluğun genişlemesinin cazibesi ve getirdiği bozulmalar, seçim sisteminin karmaşıklığı, eski meseleleri fark etmedikleri yargı gücü altındaki yeni maskelerle sunarak ve insanların yurttaşlık kurumuna sadık olup inançlarına vefasızlık etmelerine sebep olarak, bu geleneği zayıflatıp bastırdı.
Roma canının istediği gibi yiyip içmeye, tehtitle elde etmeye, zenginleşmeye ve Hindistan, Çin, Pers ya da İskitlerden, Buda ya da Zerdüşt'ten feyz almak için en ufak bir girişimde bulunmaksızın, Hunlar, Zenciler, İskandinav halkları ve batı denizinin sırları hakkında bir şey öğrenmeye çalışmaksızın gladyatör gösterilerini izlemeye devam ediyordu.
İmparatorluk nüfusunun sürekli azaldığını hatırlayalım. İnsanlar çocuk sahibi olamıyordu. Çünkü yuvaları güvende değildi, köleler açısından karı kocanın ayrılmayacağının garantisi yoktu, çocuk sahibi olmanın gururu ve mantıklı bir umudu kalmamıştı. Modern devletlerde doğum oranının yüksek olduğu yerler köylü sınıfının az çok güvende olduğu tarımsal bölgelerdir, ama Roma İmparatorluğunda köylü ve küçük çiftçi de borç içindeydi ya da onu ruhsuz bir kul haline getiren ağlarla örülmüş, ya da toplu kölelerin üretimiyle dışlanmıştı.
Başarısızlığının tüm nedeni özgür zihinsel faaliyetlerin olmayışında ve bilginin artması, gelişmesi ve uygulanması için bir düzenleme yapılmayışında yatmaktadır. Servete değer vermiş, bilimi küçümsemiştir. İdareyi zenginlere vermiş, bilgili kişilerin ihtiyaç duyulduğunda köle pazarlarından satın alınabileceğini sanmıştır. Bu yüzden son derece cahil ve yaratıcılıktan yoksun bir imparatorluktur. Hiçbir öngörüsü olmamıştır.
İbranilerin şuuru, hayatın bitmeyen çile ve keşmekeşine karşı aniden uyanmış, bu çile ve keşmekeşin büyük oranda insanların kanunsuzlukları yüzünden olduğunu görmüş ve kurtuluşun sadece, kendimizi yere ve göğe hükmeden tanrıya adamakla geleceği kanaatine varmışlardır. Aynı idrake varan Yunanlar ise hürmete layık bir tanrısallık düşüncesine hazır değildi. Tek bir tanrının değil, pekçok tanrının bulunduğu bir dünyada yaşadılar.