Munzeva

Munzeva
@munzeva
Ama o tcavüz değil bak, olgu. Tcavz de bi örnek zaten. Bak sen!
Puan vermedi·651 syf.··
2026 3. kitabı
İlk ikiyüz sayfasına kadar net favorilerimde ilk üçe gireceğini düşündüğüm, son sayfada ise bok görmüş gibi ifade ve iştahsızlıkla kapağını kapadığım bir kitap. Baştan şunu belirteyim, ben asla yazarın kanaat önderliği yapmasını, illa finalde kötülüklerin cezalandırılmasını gerekli bulan biri değilimdir. Ama yazarın alt tonda ne tür bir zihniyete sahip olduğunu da anlayamayacak kadar gerizekalı biri olmadığımı düşünüyorum. Tamam, başrolün yediği bütün naneler bu sefer bir olgu olarak, gerçeğin kendisi değil de sürekli bir varsayım olarak yaşanıyor ve olayların rüyaya benzer bir belirsizlik taşıdığı da kesin. Ama finalde "bu zaten bi rüya o yüzden tecavüze de o kadar tepki vermeye gerek yok" diye bağlayamazsın, hadi bunu da illa olgulara bağladık ve ben fazla doğruculuk yapıyorum diyelim, rüyasında tecavüze uğramış bi kıza failinin egosu kırılmasın, aman ponçik kalbi üzülmesin diye hala psikolojik hizmet yaptırmaz, daha da kötüsü bunu mağdur kızın kendisi canıgönülden şevkle isteyerek yapıyo, bakın kızın da umrunda değil abartmayın minvalinde bir gözdağı ile vermezsin. Okuyucuyum ben, senin temcit pilavını yemek için almadım bu kitabı! Eserlerinde aksiyon olarak safi cinselliği kullanan bir yazarsın sen. Ve kitabında bir değil, iki değil, üç farklı şekilde "tecavüzü de çok abartmayın yeaa" alt tonuyla yedirmeye çalışıyorsun. Her boku bir sebebe illa bağlattın, hepimizi olağanüstü subjektif bi yoldan "kalıp dışı kanılara" sevk ettirdin diyelim, yine de bir şeyi bu kadar ısrarla tekrar etmenin cevabı düpedüz dayatmadır, öyle olduğuna inandırmaya çalışmaktır. Hassiktir oradan murakami. Vallahi tadım tuzum bozuldu ya, bi kere de amk dünyasında şu suç "şeytana uydum ağam" diye subjektif bahanelerle kabullendirilmeye çalışılmasın ya, bunu zaten faillerin kendisi yapıyo biz de
Sahilde KafkaHaruki Murakami · Doğan Kitap · 202012,1bin okunma
Reklam
Puan vermedi·626 syf.··
2025 7. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2025 02:57
Jane Eyre/ Bizde çok sığ, keyif kaçırıcı bir görüş vardır, kitapla az çok haşır neşir olan herkes bir kerecik olsun bu görüşe toslamıştır diye düşünüyorum: "roman okumanın/ başkasının hayatını okumanın bana ne katkısı olacak?" Aslında bu soruyu muhattap almak bile kendini yormaktan başka bir işe yaramaz, daha doğrusu vakit ayırmak kendi vaktini boş yere harcamak sayılır (.d) ama, ben ilk defa bir kitabı okurken bu berbat sorunun cevabını çok net bir şekilde aldım. Hatta bildiğin cevabı hissettim. Farkında olmasa da insanın kafası bazı dönemler aşırı düzleşir. Tektip düşünmeye, tektip anlamaya ve görmeye başlar. İşte tam da böyle zamanlarda okunan romanın, hele de jane eyre gibi hem dili hem de öyküsüyle etkileyici bir romanın verdiği yeni bakışaçısı o tektipleşmiş kafayı sallar, hacışakir sabunla silinmiş cam gibi pırıl pırıl yapar. Ve o Allahın cezası soruya niye roman okumamız gerektiğinin cevabını şıllak diye verir. Etkileyici, hele de uzun süren bir düzenin ardından insana o anki ritminden farklı ritim sunan bir roman okumak insanın hem yaşamdan aldığı zevki, hem düşünce tarzını tazeler ve etrafını çok rahat, çok profesyonel bir açıyla görmesini sağlar. (Yaniii... bende öyle oldu. Kendi başıma geleni bu kadar genellediğim için beni taşlayabilirsiniz sorun değil, çok etkilendim çünkü .d) Charlotte Brōnte öyle sağlam bir gözlemci, öyle sağlam bir yazar ki, kitaptaki karakterler bir elin parmaklarını zar zor geçecek kadar az olmasına rağmen her biri birer ders gibi. Her bir karakterden gerçekçilik ve kendine has bir doku akıyor. Hatta ben bu etki yüzünden, kitabı bitirdikten sonra fenasal bir yoksunluk yaşadım, yaa bi daha rochester'in "janet" demesini okuyamayacak mıyım filan diye hüzünlendim o derece .d Karakterlerden aldığım lezzettin tadı damağımda kaldı mesela,
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,1bin okunma
Sonunda çıldırdım.
Puan vermedi
Ya kaç zamandır, bana ne, boşver, dedim dedim geçiştirdim ama sonunda bi post tepemin tasını attırmayı başardı. Açıcam ağzımı yumucam gözümü modunu açıyorum artık yeter. Cidden yeter yani, bu kadar bariz ortada olan bir gerçeğin hala görülmeksizin savunulması normal değil, geçiştiremeyeceğim artık. Ben bu seriyi ilk kez lisede, henüz basılmamış bir kuruyken wattpadde yayınlandığı bölümler kadarıyla okumuştum, geçen yıl son kitabı çıkınca da finalde ne oluyomuş diye merak ettim, kaldığım yerden devam edeyim dedim ve yıllar önce wattpadde okuduğum kadarının 2. kitabın ortasına kadar olduğunu tahmi ederek ikinci kitaptan başladım. Allahım yarabbim ergenliğimde nasıl bir rezilliği okuduğumu fark etmem bir yana okudukça kriz geçirdim. Ve nitekim benim sabrımın tasını taşıran post da tam da bu kriz geçirme sebebimle bağlantılıdır, bakın; bahsi geçen postta kurgu için "yok işte bu bi kurban ile katilin psikolojisini okuyucuya aktarma eseriymiş de, içindeki bütün o aşağılamalar, edizin kötü muameleleri ondanmış da öznur bunu bize çok gözel yansıtmış da..." argümanları sunuluyordu. Bakınız efenim, bu seri daha wattpadde amatör teri ile ergen kılları ıslanan bir kurgu iken yazar ve çevresi tarafından defaatle "bir kurban ve katilin cinayeti çözme yolculuğu" olarak tanıtıldı. Öznur mütematiyen 2. kitabı wattpaddeki halinden düzenleyip (ve ekleme yapıp, evet. ciddi farklılıklar katan yeni detaylar var) bastırana kadar kurgunun konseptinin bu olduğunu söylüyordu! Sürekli "yok işte cinayet çözülecek bekleyin falan filan"larla okuyucuyu yıllarca bekletti bu kişi ve sonradan Veyl yayınlandığında üstteki postta iddia edilen mevzu başladı. Bu kurgu SONRADAN psikolojik bir konsepte evrildi SONRADAN. Hatta öyle ki, ben veylin basıldığı yıl meraklanıp ilk kısımlarını okudğumda bu kurgu
Yabancı - VeylÖznur Yıldırım · Pegasus Yayınları · 20175,2bin okunma
Neredeyse kitabın kendisi kadar uzun bi inceleme .d
7/10
·109 syf.··
2025 6. kitabı
"Kusurlu Ruh, Yanlış Dünyada Doğan, Sorunlu Zihin, Duygusuz Piç, Beceriksiz Oe.." Kısacası: Yozo. Japon modern edebiyatının başat eserlerinden sayılan İnsanlığımı Yitirirken romanının, daha doğrusu "Ben Roman"ının başrolü, Osamu Dazai'nin çekingen otobiyografisinin sembolü ve de bizlerin hem kendimizden bir şeyler bulduğumuz hem de yeri gelince en ağırından sayıp sövdüğümüz o kırık kişisi. Bu Yozo öyle biridir ki, okurken bizlere "ya ne kadar duygusal ve bir o kadar da anlayışsız!" diye sitem ettirir. O derece kırıktır. Bize çocukluğunu okuturken saf bir melankolik izlenimi sunar ve kendine acındırır, düşünüp soluklanmak üzere kalemi elimize aldığımızda "Çok fazla duyarlı. O kadar duyarlı ki bir minicik duyguyu bile dağ gibi hissediyor, bundan sebep de maddi dünyayla ilgilenecek bir nefes anı bile bulamıyor. Yozo duyguları algılamak için doğmuş biri gibi, manevi bir yapıda olup da maddi olan bu dünyaya kazara düşmüş bir kurban sanki." diye yazdırır (YAŞANDI.) Ancak sonra aynı Yozo güncelerini okuyup bitirdikçe bizi kendinden kademe kademe uzaklaştırmaya başlar. Ve en sonunda bir kadının t.cavüze uğrayışını sadece izlemekle yetindiği o noktada bizi kendinden tamamen nefret ettirir. En sonunda, "Böyle adam olmaz olsun. İnsan bu kadarına da tepki vermeden duramaz ya, bu herif düpedüz anlayışsız!" diye sitem ederiz. Halbuki Yozo sorununun ne olduğunu başından beri söylüyordur, böyle birinden çıkacak sonuca şaşırmamamız gerekir. Sadece biz onun kolay kolay görülmeyen bir garip bir tip olduğunu anlamayarak biz yanlış kanıya varmışızdır. Yozo ortalama varlıklı bir ailede doğmuştur, etrafındaki herkesin en önemsediği şey para ve birbirileriyle olan ilişkileriyken Yozo ne babasının ona ısrarla aldığı hediyeleri ne de evdeki hizmetçilerin birbirilerini çekiştirmelerini
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · Sel Yayıncılık · 202060,1bin okunma
Bazı kadınlar vardır, en çok istedikleri şeyden korkarlar..
Puan vermedi·480 syf.··
2025 4. kitabı
"Hatta onları kıskanıyorum bile; çünkü kimden ve nasıl intikam alacaklarını biliyorlar. Oysa ben güçsüzüm." Bazı kadınlar vardır, en çok istedikleri şeyden korkarlar. Bazı kadınlar öyledir ki, kendi mutluluklarını mahveder ve hüzünlerini bizzat kendi elleriyle örerler. Sarah böyle bir kadındı. Ve kitabı okurken belki de pekçok kişinin düştüğü yanılgının aksine bu kadının belki de hayattaki en büyük hayali ve arzusu yalnızlıktan kurtulmaktı. Bunu Charles'a içini döktüğü günki laflarına ve aylardır zihnimde canlanıp duran sahnelerden eleyip ayıkladığım çıkarımlara güvenerek söylüyorum. Çünkü kitabı okuyup bitirdikten sonra, şöyle bir sakince oturup düşündüğüm zaman bazı parçalar adeta gözlerimin önünde birleşmiş ve sonunda Sarah'ın aslında safi bir ruh hastası ya da melankolik değil, yalnızlıktan ruhu deforme olacak kadar bu işkenceye mağruz kalmış bir mağdur olduğunu gördüm. İşte bu yüzden Sarah, kendinin de dediği gibi hayatta onu anlayabilecek tek kişiyi, saf Charles'ını kendi elleriyle reddetti. Sarah yalnızlıktan kurtulmak istese bile yalnızlıktan aldığı yaralar yüzünden ruhu enkaza dönüşmüş biriydi. Tabiatı artık o istemediği şey olmuştu, tersine bürünemezdi. İşte bu yüzden biricik aşkı arkasına bakmadan giderken Sarah, bahçedeki mutlu anne çocuğa bakıp sessizce ağladı. Bu Sarah hakkındaki gerçeği bize son kez sezdirmeye çalışan belirtiydi. Bazı kadınlar yıllarca süren korkunç bir yalnızlığın kurbanıdır, hayatta onları kurtarabilecek en büyük fırsat karşılarına çıkmış olsa bile Sarah'ların yaralı ruhları, yalnızlıkla sakatlanmış doğaları bu fırsatı reddeder. Sarah'ın da dediği gibi, Charles onun hayal bile edemeyeceği kadar güzel bir fırsattı. Ama sonra cümlelerin sonuna "ama"lar eklendi ve Sarah bile kendi boğazındaki düğümün sebebini bulamadı, Sarah bile
1000Kitap
Fransız Teğmenin KadınıJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 20203,029 okunma
Reklam