Bir ömür boyunca öğrendiğim bu ilimden para kazanmamaya ant içtim. Edindiğim hadisleri başkalarına sadece Allah rızasını ve Peygamberimizin şefaatini kazanmak için öğreteceğim.
Bir zamanlar meydan okumak isterdim.
Kaç meydanını okudum da bu hayatın.
Yalnızca iki harfini öğrendim:
A
H!
Ah benim nergis kokulu cehaletim...
Ruj lekeleri bıraktın bardaklarda
Anlatmak isterdin kendini durmadan
Bir bardağa bile olsa.
Ne diyecektin, ne söyleyecektin
Şairlerin şahı olsan,
Bir AH’dan başka.
Ah benim nergis kokulu cehaletim
Bana yıllarca, bunca sözü boşa söylettin.
AH!
Bir mısra için baştan sona bir divanı hatmetmek.
Okuma, öğrenme, anlama, dinleme, görme, bir düzeyden sonra bu hali alır; almak zorundadır. Bir mısra için bir divanı, bir couple için bir senfoniyi dinlemek, bir filmi sadece bir sahne için seyretmek bazılarına beyhude bir çabaymış gibi gelir. Zarara uğramış, zaman kaybetmiş gibi hissederler kendilerini. Oysa hiç de öyle değil. En azından benim için öyle değil.
Bir mısra için baştan sona bir dîvanı hatmetmek...
İnanın böylesi bir çaba hiç de yararsız değildir. Nitekim bir şarkıda geçen, "yolun zorunu yürümüştüm ben tanıştığımız zaman" mısraı, gerçekten de yolun zorunu yürümüş olanlar için şarkının tümüne bedel değil midir? Sanırım öyledir.
Bütünü kucaklamak ya da elde etmek istediğimizi, kavuşmayı arzuladığımızı bütünüyle elde etmeyi, tümüyle kucaklamayı istemek kadar büyük bir gaflet olabilir mi?