Ey, bu gökler, bu deniz, kuşlar ve ağaçlar!
Zamanın dahi yenemediği bu sevgim…
Ne yalın bir sevdadır bu, ne şeffaf aşk!
Şahidimdir bu sağanak, bu kar ve soluk beyaz yıldızlar.
Ey ufkun paslı eşiğinde solan eski bir şarkı,
Gecenin koynuna saklanan o ağır, o çatlak sesim bilsin ki;
Ben bu aşkı, kaybolmuş tren istasyonlarının o buğulu camlarına yazılmış,
unutulmaz bir not gibi yüreğimde saklarım.
Rüzgâr, tenimde dolaşan yorgun bir anı gibi ürperirken
Senin adın, zamanın derin kuyularına düşmüş bir yankı misali
Karanlıkta büyür, büyüdükçe içimde daha keskin, daha kesif parlar.
Ah, bu kalbim… Eski bir gramofonun çizik plağı gibi
Her gece aynı sevdayı döndürür, döndürür, yine de bitiremez.
Bil ki sevgilim, gölgesine bile kıyamadığım o ince yalnızlık
Seninle konuşur içimde; seninle uyur, seninle titrer sabaha.
Unutulmuş sokak lambalarının solgun sarı ateşi altında
Hayalin, elimi tutan sıcak bir tezat gibi
Bütün soğuğu deler, bütün karanlığı eğip büker.
Ve işte, bu devrilmiş zaman terazisinde
Ne geçmişe yenik düşerim ne yarına sığınırım.
Ben, sadece sana akarım.
Yorgun ufukların öte yakasına savrulsa da ömrüm
Aşkım, bir kadim fener gibi
En çürük rüzgârda bile sönmeden yanar.
Ey gecenin közden örülmüş ağır sessizliği,