J.R.R. Tolkien’in yaratılış mitinden başlayarak, Elflerin en yüce ve en trajik çağlarını anlattığı bu metin, bir tarih kitabından çok daha fazlası. Bir mücevher gibi işlenmiş, her cümlesi ağır ve derin bir şiirsellik taşıyor. Okurken kendinizi bir büyük destanın ortasında, kadim ve unutulmuş bir dünyanın kayıtlarını keşfederken buluyorsunuz.
Karakterlerden ziyade, halkların, krallıkların ve en önemlisi “Silmaril” denen mücevherlerin etrafında dönen bir kader anlatısı bu. İyilik, gurur, hırs, ihanet ve kayıp temaları o kadar güçlü işlenmiş ki her bölüm adeta bir ağıt gibi yankılanıyor. Feanor’un amansız yemininin veya Beren ile Luthien’in ölüme meydan okuyan aşkının ardından, dünya bir daha asla aynı olmuyor.
Okuması kolay bir kitap değil; adeta bir kutsal metin veya epik bir kronik gibi sabır ve hayal gücü istiyor. Ancak sabrınızın karşılığını son derece cömertçe alıyorsunuz. “Yüzüklerin Efendisi”ni ve Orta Dünya’yı anlamak isteyenler için temel bir kaynak olmasının ötesinde, kendi başına edebi bir anıt. Bitirdiğinizde, içinizde hem bir hüzün hem de tanık olduğunuz ihtişam karşısında derin bir hayranlık kalıyor. Tolkien’in dehasının en katıksız ve en yüce ifadesi.