Hüzünlendi, içini garip bir hüzün kapladı! “Tanrım! Tanrım! —kahramanımız biraz kendine gelmiş, göğsünde sesini boğan hıçkırığı bastırmıştı,— bu bitmez tükenmez felaketlere dayanma gücü ver! Tükendim, dayanacak gücüm kalmadı. Şüphesiz her şey olması gerektiği gibi oldu, zaten başka türlü olamazdı.
Bana öyle geliyor ki, bir ara Michelet yolunu şaşırdı. “Sağlıksız” bir merak duygusuyla —önüne çıkan yolları denerken— bizim hakikatlerimize doğru sürüklendi. Bunlar, elbette Kötülüğün yollarıydı. Kuvveti kötüye kullanan ve zayıf olanlara zarar veren bir Kötülük değildi bu: Tam tersine, kişisel çıkara karşı koyan ve delicesine bir özgürlük arzusu gerektiren Kötülük’tü.
Kahramanımız, korkudan soğuk terler dökmüş ve buz kesmiş bir halde uyandı ve korkudan soğuk terler dökmüş ve buz kesmiş bir halde gerçek hayatın da bu düşten pek farklı olmadığını hissetti… gerçek hayat da zorlu, ıstıraplıydı… biri göğsünden kalbini söküyormuşçasına acı çekiyordu…