Develere çöl gemileri derler. Bu mübarek hayvan çok dayanıklıdır üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür.
Develerin çölde çok sevdikleri bir diken var.Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar ve kan akar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu devenin hoşuna gider eğer müdahele edilmezse kan kaybından ölür. Bunun adı haresidir. Deminde söyledim, hırs ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün ortadoğunun adetide budur işte, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma
Umarım bir gün insanlar toplumda birilerini ötekileştirmeye çalışmak yerine benimserler. Birbirlerini yalnızca insan oldukları gerçeğini göz önüne alarak kabul ederler.
Finlandiya’nın bugünkü hâliyle, çocukluğundaki durumunu kıyaslarken, şöyle bir tablo tasavvur ediyorum: Büyük bir harabe ev... Bütün pencereleri örtük... Dışarıdan bakıldığında metruk bir ev izlenimi veriyor... İçerisi karanlık, boğucu, rutubetli ve ağır havası olan bu ev, büyük bir mezarlığı andırıyor. Ama birtakım genç, korkusuz ve güçlü insanlar çıkıp geliyor. Çok neşeli ve zeki insanlar... Hemen evin perdelerini çekip, pencerelerini açıyorlar. Evin içine gün ışığı, temiz hava ve çiçek kokuları doluşuyor. İçeriye canlılık katıyor. Binanın dışı da onarım görüyor, yenileniyor. Çevredeki insanlar da artık cinli-perili bir evden kaçar gibi bu evden uzaklaşmıyorlar. Yanına gelip, yenilenen binayı hayranlıkla seyrediyorlar. İşte böyle bir değişim, her ülkede, her kentte, her ilçede ve unutulmuş, terkedilmiş her köyde yaşanabilir. Bunun için yalnızca dinamik fikirli, uyanık ruhlu ve uygarlık yolunda çalışmaktan yorulmayan, usanmayan; aksine heyecan ve zevk duyan insanlara ihtiyaç vardır.
Bu sistemin ve var olan düzenin üst katından manzaralı bir evdeyseniz, baskının, zorlukların, otoritenin, adaletsizliğin varlığını kabullenip bakmak zor olabilir gerçek olana. Çok yazık ki 1890’lardan bu yana değişen pek bir şey yok rakamlar dışında. Belki de insanlık daha kötüye gidiyor diyebiliriz. Günümüzde de güçlü ve çarpıcı etkisinden hiçbir şey kaybetmeyen “Altıncı Koğuş” insanın önce kendini sorgulamasını sonra da altında yatan düşüncelerin tüm topluma ve insanlığa uyarlanmasını sağlıyor
Parmak uçlarıma basarak sessizce uzaklaştım.Çocukların saatle neden ilgilenmediklerini şimdi anlıyordum.Onlar saate bakmıyorduki.Yemeğime bakıyorlardı...