“Evet, bende ters, itici bir şey var,-diye düşünüyordu.- Ayrıca başkalarının işine yaramıyorum. Gurur, diyorlar. Hayır, gururlu da değilim. Gururum olsaydı, kendimi bu duruma düşürmezdim.”
Hiçliğin hiç anlamı yok. Hiçliği tanımıyorum, tuhaf bulduğumdan değil, ne olduğunu bilmediğim için. Dünyayı kaybettim. O anın biricik gerçekliği olan ruhumun en derin yerinde yoğun, gözle görülmez bir ıstırap var, karanlık bir odada oturmuş, ağlayan bir erkeğin sesinde okunan bir hüzün.
Soyut akla musallat olan bir yorgunluk var ki, en korkuncu o. Fiziksel yorgunluk gibi insana ağırlık yapmaz, duyguların öğrettiklerinin verdiği yorgunluk gibi kafa karıştırmaz. Sahip olduğumuz dünya bilincinin üzerimize çöken ağırlığıdır o, kendi ruhumuzla soluk alamaz oluşumuz.