Saatleri Ayarlama Enstitüsü Müdiriyet-i Umûmiyesi’ne
10/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
​Saatleri Ayarlama Enstitüsü Müdiriyet-i Umûmiyesi’ne ​ Sayın Tanpınar, ​Bu mektup geçmiş zamanın tozlu raflarına terk edilmiş bir özlemin yankısını taşımaktadır. İstanbul’un tüm ihtişamıyla yansıdığı o tabloların nesneleşmiş anlara atılmış bir çentiktir harflerim ve her bir cümlem yaşanmamış günlerin çetelesini tuttuğum ruznâmeden alıntıdır. Zamana çentik atmaya başladığım o ilk andan itibaren bu güne değin süren bu gecikmişlik hâli, Mübarek’in çarkları arasında daha da bilenerek dışavurmaya devam ediyor. ​Eskimiş yüzlerin bir izdüşümü olan bu gecikmişlik beyanı, aklımı kalbimin çekmecesinden çıkardığım o "geniş zaman" algısına ram olduğum şu ezelî ve ebedî saniyeden itibaren nihayete eriyor. Kalemim parmaklarımın esaretinden kurtulup ürkek ve marazlı sözcüklerim, kırık kanatlarıyla Boğaz’ın sisli sularına doğru yola çıkmaya hazırlanıyor. Zarfımı anın geniş ufkuna emanet ediyor, pulunu geleceğin meçhul boşluğuna mühürleyip tüm zamanları içine alan bu müşterek iç döküşü, bu hüzünlü senfoniyi sizinle paylaşıyorum. ​İnsan, fikirlerini de büyütürmüş meğer kendi tenhalığında... Ben de büyüttüm yıllarca söylencelerin ağırlığını omuzlarımda. Tıpkı Nuri Efendi’nin saatlere yüklediği anlamlar gibi suyun derinliğindeyken ağır, yüzeye çıktığında "incir çekirdeğini" dahi doldurmayacak anlamlar... Şimdi bu anlamları "sahnemin dışında" bırakıp bu içi boş ama muazzam derecedeki ağırlıktan, dipsizliğin o derin uğultusundan kurtuluyorum nihayet. ​Evvelce zatıalinize arz ettiğim o "sükût provası" meselesi –doğrusu ben bu durumu aristokratik bir inzivada ruh terbiyesi sanıyordum ki yanılmışım– zihnimde, metruk bir mabedin estetiğiyle örülmüş bir girdaba dönüştü. Dayanılmaz hâle gelen bu trajik ciddiyeti, bu yapay mukaddesatı muhafaza edebilmek uğruna kalbime çıkan tüm yolları
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201053bin okunma
Puan vermedi·
henüz kitabı tamamlamamış olsam da okumayı düşünen arkadaşlara kesinlikle tavsiye ederim. özellikle kitabın ilk bölümünde 1908 devrimi'nin türk tarihi içindeki ehemmiyeti çok iyi açıklanmış. türk aydınlarının ekseriyası 1908 devrimi'ni basit bir anayasa ilanı olarak görse de bu topraklardaki esas burjuva devriminin -kapitalizmin kurumsallaşmasının- tarihin bu noktasında gerçekleştiğini yazar çok iyi göstermiş. bu türk tarihçiliğini bir ters ediştir ve bu değişimi tespit etmek 20. yüzyıl türk tarihini baştan yazmayı gerektirir. ayrıca değinmeyi gerekli gördüğüm bir diğer noktaysa 1908 devriminin bir halk hareketi olduğudur. final/noktalandırıcı kuvvet osmanlı'nın genç subaylarıdır burası doğru ancak 1904'te başlayan kitlesel vergi ayaklanmaları olmasaydı, merkez vilayetlerdeki osmanlı halkları müşterek halde hareket etmeselerdi askerlere bu son darbeyi indirecek meşruluk ve kuvvet sağlanamazdı.
1908 DevrimiAykut Kansu · İletişim Yayıncılık · 201552 okunma
Reklam
7/10
·148 syf.··
2026 16. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 17:54
Allâme Tabâtabâî’nin bu eseri, alelade bir tefsir usûlü metni sınırlarını fersah fersah aşıyor. İlâhî kelâmın mümin zihnindeki yerini tahkim eden bir tefekkür âbidesi duruyor karşımızda. Derin bir vukufiyet... Âyetleri, yine âyetlerin şahitliğiyle konuşturma gayreti teşkil ediyor metnin asıl ruhunu. Bir Sünnî okur sıfatıyla sayfalarda ilerlerken, ehl-i kıblenin müşterek zemininde yürüdüğünüzü hissediyorsunuz iliklerinize kadar. Mezhebî asabiyetin koridorlarına sıkışmadan, vahyin azametini idrak ettiriyor bizlere müellif. Allâme'nin felsefî derinliği, Kur’ân'ın zâhirinden bâtınına süzülen incecik yolları aydınlatıyor sessizce. Bazen bir nassın te’vîlinde Şiî düşünce dünyasının bâtınî velâyet vurgularını yahut Ehl-i Beyt'e dair özgün mâsumiyet telakkilerini usulca sezip kendi itikadî çerçevenizden bakarak nazikçe gülümsüyorsunuz. Lâkin bu ayrışma, yazarın Kur’ân ilimlerine dair serdettiği muhkem tespitlerin akademik ihtişamına asla gölge düşürmüyor. Tabâtabâî’nin bu veciz çalışması, Şiî irfanının ve mektebinin sınırlarını usulca aşarak bütün bir İslâm âleminin rahlesine bırakılmış son derece kıymetli bir armağan. Okunmalı, sükûnetle tefekkür edilmeli. Kelâmullahın birleştirici, serin gölgesinde hakikati aramaya hep beraber devam etmek duasıyla...
Din
İslam’da Kur’anAllame Muhammed Hüseyin Tabatabai · Bir Yayıncılık · 199810 okunma
10/10
·284 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Faruk Nafiz’in şiirlerini bir araya getiren bu eser, estetik hazzı ve edebî derinliği aynı potada buluşturan son derece kıymetli bir okuma deneyimi sundu bana. Çocukluk yıllarımda hayranlıkla okuduğum bir şairle yıllar sonra yeniden karşılaşmak, adeta zihinsel ve duygusal hafızamda saklı kalmış eski bir dostla hasret gidermek gibiydi. Faruk Nafiz’in şiir dili; ölçü, kafiye ve ahenk unsurlarını son derece incelikli bir biçimde kullanan, güçlü bir lirizme yaslanan etkileyici bir yapı arz ediyor. Böylesine samimi ve derinlikli dizelerin ardında, kuşkusuz son derece zarif ve hassas bir ruh dünyası bulunmalı. Şairin şiirlerinde halk edebiyatının izleri belirgin biçimde hissediliyor. Yer yer destansı bir söyleyişe ulaşan bu şiirler, geleneksel halk şiirinin biçimsel olanaklarını modern şiirin duyarlılığıyla sentezleyen özgün bir estetik anlayışın ürünü gibi. Faruk Nafiz, geleneği yalnızca tekrar eden değil; onu dönüştürerek çağdaş bir poetik zeminde yeniden kuran sanatçılarımızdan biri. Şiirlerinde nahiflik, içtenlik ve lirizm ön plana çıkarken; sadelik ve doğallık da onun poetikasının temel yapı taşlarını oluşturuyor. Okuduğumuz dizeler vesilesiyle ozanımızın iç dünyasını tüm kırılganlığı ve zenginliğiyle hissedebiliyoruz. Doğa unsurları da Faruk Nafiz’in şiir evreninde son derece merkezi bir yere sahip. Dağlar, göller, çiçekler ve kır manzaraları; yalnızca dekoratif imgeler olarak değil, duygusal atmosferi taşıyan simgesel öğeler olarak da karşımıza çıkıyor. Bu tabiat unsurları, şiirlere hem doğal bir akış hem de melankolik bir estetik kazandırıyor. Biçimsel açıdan inceleyelim biraz da. Faruk Nafiz’in ölçü ve ritim konusundaki ustalığı takdire şayan gerçekten… Özellikle hece ölçüsünün 7’li, 8’li ve 11’li kalıplarını büyük bir başarıyla kullanarak geleneksel formu modern
Han DuvarlarıFaruk Nafiz Çamlıbel · Yapı Kredi Yayınları · 20213,531 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
Bugün Türk dünyasının farklı coğrafyalarında görülen müşterek mitolojik unsurların kökenini anlamak isteyenler için güzel bir eser. Özellikle Umay, hayat ağacı, ana-tanrıça ve kutsal koruyucu tipleri üzerine çalışan araştırmacıların dikkatle okuması gereken kaynaklardan biri fikrimce…
Ural Altay Mitolojisinde Arketipler ve SembollerAndrey Markoviç Sagalayev · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 201729 okunma
8/10
falih rıfkı atay’ın kaleminden dökülen “zeytindağı”, yalnızca bir hatırat yahut bir harp anlatısı değildir; o, çöle gömülmüş yüz binlerce isimsiz insanın suskun mezar taşları arasında yankılanan büyük bir medeniyet ağıtıdır. kitabın her satırında, güneşin altında kavrulan yalnız bedenler değil; aynı zamanda inancı, sadakati ve kudreti çatırdayan bir imparatorluğun ruhu yürür. insan okudukça bir devrin nasıl sessizce çürüdüğünü, ihtişamla yükselen yapıların nasıl içeriden çökerek kumlara karıştığını bütün dehşetiyle hisseder. çünkü burada anlatılan şey yalnız mağlubiyet değildir; burada anlatılan, kendi yükünün altında ezilen bir tarihin iç çekişidir. atay’ın dili gösterişsiz görünmesine rağmen derinlerde insanın vicdanını kanatan bir keskinliğe sahiptir. cümleler süslü olmaktan ziyade hakikatin soğuk yüzünü taşır. öyle ki bazen bir asker nefesi kadar kısa bir ifade, sayfalarca tarih kitabının kuramayacağı ağırlığı okurun omuzlarına bırakır. hicaz çöllerinde kaybolan neferlerin ardından duyulan o tarifsiz keder, insanın içine ağır ağır çöker. mezarı olmayan ölülerin acısı, kitabın her bölümünde görünmez bir hayalet gibi dolaşır. çünkü çölde ölüm bile unutulmaya mahkûmdur; kum, insanı yalnız örter değil, onu tarihin hafızasından da siler. eser boyunca yalnız savaşın cephedeki yüzünü değil, savaşın insan ruhunda açtığı çürümeyi de görürüz. bir tarafta açlıkla boğuşan askerler, tifüsle kırılan bedenler, susuzluktan çatlayan dudaklar; diğer tarafta ise makam odalarında alınan hoyrat kararlar vardır. falih rıfkı, devlet mekanizmasının hantallığını, emirlerin ardındaki körlüğü ve bürokrasinin insan hayatını hiçe sayan tarafını büyük bir sükûnetle anlatırken aslında okurun vicdanına sessiz bir mahkeme kurar. kitap boyunca insan kendine istemsizce şu soruları sorar: bir
ZeytindağıFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 201114,8bin okunma
Reklam
Reklam