Allâme Tabâtabâî’nin bu eseri, alelade bir tefsir usûlü metni sınırlarını fersah fersah aşıyor. İlâhî kelâmın mümin zihnindeki yerini tahkim eden bir tefekkür âbidesi duruyor karşımızda. Derin bir vukufiyet... Âyetleri, yine âyetlerin şahitliğiyle konuşturma gayreti teşkil ediyor metnin asıl ruhunu. Bir Sünnî okur sıfatıyla sayfalarda ilerlerken, ehl-i kıblenin müşterek zemininde yürüdüğünüzü hissediyorsunuz iliklerinize kadar. Mezhebî asabiyetin koridorlarına sıkışmadan, vahyin azametini idrak ettiriyor bizlere müellif.
Allâme'nin felsefî derinliği, Kur’ân'ın zâhirinden bâtınına süzülen incecik yolları aydınlatıyor sessizce. Bazen bir nassın te’vîlinde Şiî düşünce dünyasının bâtınî velâyet vurgularını yahut Ehl-i Beyt'e dair özgün mâsumiyet telakkilerini usulca sezip kendi itikadî çerçevenizden bakarak nazikçe gülümsüyorsunuz. Lâkin bu ayrışma, yazarın Kur’ân ilimlerine dair serdettiği muhkem tespitlerin akademik ihtişamına asla gölge düşürmüyor.
Tabâtabâî’nin bu veciz çalışması, Şiî irfanının ve mektebinin sınırlarını usulca aşarak bütün bir İslâm âleminin rahlesine bırakılmış son derece kıymetli bir armağan. Okunmalı, sükûnetle tefekkür edilmeli. Kelâmullahın birleştirici, serin gölgesinde hakikati aramaya hep beraber devam etmek duasıyla...