Osmanlaşan her şeye ve herkese okkalı bir selam durma vakti
10/10
·129 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
**Buraya kitabın ne kadar şahane, ne kadar derin olduğuna dair afili bir cümle yazmak isterdim ama Osman, inanır mısın içimden gelmiyor. :)) ** Aylin Balboa okumak, durup dururken sol şeritte giderken el frenini çekmek gibi bir şey. Araba takla atıyor, sen içinden fırlıyorsun ama düşerken "Manzara da fena değilmiş ha" diyorsun. İşte bu kitap tam olarak bu. Hayatın bizi fırlattığı o uçurumda, düşüş hızımızı hesaplamak yerine yere çakılacağımız ana kadar kahkahayla küfretmenin kitabı. :)) Acıyı Mikserle Çırpmak Kitap bize ne anlatıyor? Aslında hiçbir şeyi ve inanın bana her şeyi. Kalp kırıklığı var, gitmeler var, kalmaların anlamsızlığı var, bir de tabii ki Osman var. Ama şu an konumuz tam olarak Osman değil. Balboa, edebiyat dünyasının o çok sevdiği "ağlak ve asil acı çekme" seanslarına öyle bir tekme atıyor ki, kendimizi bir anda kendi dramımızla dalga geçerken buluyoruz. Acıyı yok mu sayıyor? Hayır; acıyı alıyor, içine biraz tuz, biraz biber gazı, biraz da absürtlük katıp önümüze bir kokteyl gibi koyuyor. İçiyorsun, için yanıyor ama "Bir tane daha versene" diyorsun. "Osmanlaşan" Her Şeye ve Herkese Okkalı Bir Selam Durma Vakti Sonuç olarak Osman –ve Osmanlaşan tüm o eski sevgililer, o bitmek bilmeyen sosyal hikâyelerimiz, üzerimize dikilmeye çalışılan o daracık roller– bu hikâye gerçekten sizden uzun. Çünkü siz bittiniz, gittiniz, sıranızı savdınız. Hatta muhtemelen şu an bir yerlerde hayatınıza çok normal, çok steril ve çok sıkıcı şekillerde devam ediyorsunuz. Ama bizim o bıraktığınız enkazdan, o incecik kırıklardan çıkardığımız yangın hâlâ sönmedi. Sönmesin de zaten. Kitap bittiğinde içinizde tuhaf bir hafiflik kalıyor. Hani eviniz yanmıştır da, artık kurtaracak hiçbir şey kalmadığı için oturup küllerin üstünde çay demlersiniz ya, tam olarak
Duygu ve Düşünce
Bu Hikâye Senden Uzun OsmanAylin Balboa · İletişim Yayıncılık · 202213,8bin okunma
8/10
·328 syf.··
2026 37. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 05:46
1985 yılında yazdığı ilk romanı Satantango (Şeytan Tangosu) yayımladı. Kitabı elde ettiği başarı sayesinde kısa sürede Macar edebiyatının önemli temsilcilerinden biri haline geldi. 2025 yılında Nobel Edebiyat ödülüne layık görüldü. Aldığı ödülünü fazlasıyla hak eden, tıpkı bir örümcek ağı gibi ördüğü cümleleri insanda kapana kısılmış hissiyatı yaratan, Imre Kertesz'ın ölümünün ardından Macar Edebiyatının yaşayan en önemli yazarlarından birisi, belki de en önemlisi diyebileceğimiz nihilist yazar. Otuz yaşında yazdığı başyapıtı Şeytan Tangosunda, üslup özelliği olarak da izinden gittiği William Faulkner gibi, kırsal insanının kaypaklığını, korkaklığını, çıkarcılığını acımasız bir gerçeklikle anlatan, ancak tüm bunlara sebep olan yoksunluk, bir şeylere ulaşamama, istemeden cahil kalma gerekçesini de görmezden gelmeyen, yarattığı karakterlere soğuk bir şefkatle yaklaşan yazar... Bela Tarr ile dostlukları 1985 yılında dayanır. Yönetmenin çektiği neredeyse bütün filmlerin senaryosu László Krasznahorkai imzası taşımaktadır. 1988 yılında 'Karhozat' adlı filmle başlayan 2011 tarihli 'A Torino lo' kadar 5 kez devam etmiştir. (Satantango, Werckmeister harmoniak, A londoni ferfi dahil.) Bu kitabı okumayı zor ve bir o kadar da büyüleyici kılan şey, yazarın o meşhur, sayfalarca süren, virgüllerle birbirine eklenmiş sonsuz cümleleridir. Bu cümleler, çiftlikteki o boğucu atmosferin, dinmeyen yağmurun ve karakterlerin bitmek bilmeyen içsel sayıklamalarının fiziksel bir yansımasıdır. Paragraf başı yapmadan, nefes alacak bir boşluk bırakmadan akan o metin, sizi de o çamurun içine çeker. Okurken sadece bir hikâyeyi takip etmezsiniz; o klostrofobiyi ve genzinize dolan o küf kokusunu bizzat yaşarsınız. Ezcümle: Şeytan Tangosu öyle kolayca okunacak bir roman değil ama o kadar atmosferik ki insan o çamurlu, ıslak,
1000Kitap
Şeytan TangosuLászló Krasznahorkai · Can Yayınları · 202398 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
audi alteram partem
Puan vermedi
Meşhur bir anlatım vardır, özellikle kişisel gelişime dair bir ibret/ders verebilmek adına, denilir ki "1" karakterdir ve yanına eklenen her bir sıfır başka hasletleri karşılar. Böylelikle karakterin yanına eklenen özelliklerle kişinin ne kadar değerli olduğu gözlemlenebilir. Ancak asıl ders noktasına gelinirse 1 olmazsa, ortadan kalkarsa diğerlerinin bir anlamı olmaz gibi bir anlatım yapılır. Güzeldir esasında bu örneklem. Anlayana elbette. Bu kitabı okurken kafamda canlanan da bu oldu. Nitekim "dört başı mamur" bir eser olabilecek kadar "0"'ı bol bir çalışma gerçekten. Çıkış noktası dahil muhteşem bir çalışma olacakken, gözümde yetersiz hale gelecek çok mühim bir noktası var. Yani deyim yerindeyse "1"'i yok. Sıfırların fazlalığının hiçbir kıymeti kalmayacak derecede hem de... Nitekim yazarımız, Sonsöz'de de ifade ettiği üzere ailesinden dinlediği hikayelerle şekillendirdiği -bilinçli ya da bilinçsiz- kesin yargılara dayanarak bir metin inşa etmiş aslında. Her ne kadar Refik Halit'in "muhalefet" çizgisi takip edilse de metnin ana omurgası adeta Ermeni soykırımı iddiası üzerine. Nitelikli bir çalışma gibi görünse de ne yazık ki yalnızca "ya öyleyse?" sorusunu sormuş. Oysa bilimsel olarak "ya öyle değilse?" sorusu da mutlaka sorulmalı idi. Ancak öyle bir koşullanma var ki hem bu iddianın bir gerçeklik sağladığına dair yazarın kendi ifadeleriyle bezenmiş bir metin görüyoruz hem de Refik Halit'in Ankara'daki yangın olayını anlattığı yazısına atıfla olaya değinmeye orada da çalıştığını söyleyebiliyoruz. Ancak işin ilginci metin boyunca Refik Halit'in çizgisindeki değişimleri bizzat kendisi sunsa da yazarın, niyeyse bu söz konusu yangın üzerinden Ermeni soykırımına(!) üzülen, hayıflanan bir karakter olduğunu ısrarla belirtmesi, kitabın "1" kimliğini yitirmesine yol
Türkiye Tarihe Muhalif Bir GeçmişChristine M. Philliou · Fol Kitap · 202215 okunma
4/10
·552 syf.·
2025 94. kitabı
Spoiler vardır Huzur Sokağını bitirdim ama son 200 sayfasını atlaya atlaya okudum çok sıktı açıkçası bu kadar kalın bir kitap olmasına gerek yokmuş bence çok gereksiz detay vardı. Bilal ve Feyza'nın aşık olduğu süreç 1 2 sayfa bile sürmedi ama hayatlarındaki bazı (yazılmasına gerek olmayan) olaylar sayfalarca anlatıldığı için sıkıldım. Lise çağında okusam muhtemelen daha çok severdim ama sevemedim. Bir de ben kitaplarda bir kadına bütün erkeklerin aşık olmasını ve dünyanın o kadının etrafında dönüyormuş gibi davranılmasından hoşlanmıyorum. Ne Feyza'ymış be dediğim çok an oldu. Feyza ile Bilal kavuşamadı ama çocukları Hilal ve Nusret kavuştu arkadaşlar müsterih olun.
Huzur SokağıŞule Yüksel Şenler · Timaş Yayınları · 202518,4bin okunma
5/10
·438 syf.··
2025 81. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 14 Aralık 2025 17:40
Sivas Kongresinin efsane şahsiyetlerinden Dr. Hikmet Boran’ın biyografik romanı. Roman tekniği açısından hiç de başarılı bulmadığım bir eser, ancak Sivas Kongresinde Atatürk ile aralarında geçen aşağıdaki konuşma çok etkileyici ve belirleyici olmuştur kongrenin gidişatına. Bu tarihi konuşmanın hatırı için romanı sonuna kadar okudum. - “Paşam murahhası bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklal davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun şiddetle red ve takbîh ederiz. Farzımuhal manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal'i ‘vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı’ olarak adlandırır ve tel‘in ederiz.” - “Arkadaşlar gençliğe bakın, Türk millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin.” dedikten sonra Hikmet’e dönerek; “Evlat müsterih ol, gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz ekalliyette kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal ya ölüm!”
Tıbbiyeli HikmetSuat Çağlayan · Bilgi Yayınevi · 201963 okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2025 239. kitabı
BUNA CAN DAYANIR MI? . Esendere'yi film karesi gibi gözümüzün önüne getiren bir betimleme ile açılıyor sayfalar. Ali'nin yaşanmışlıklarla dolu toprağı. Amma velakin, şimdiye kadar ne kadar emek vermiş olsa da, Ali artık bu tek düze yaşamı istemiyordu. Yeni bir hayata adım atmak, başka ufuklar da yol almak istiyordu... Tek sıkıntı, gönülleri bir, yaşamları belli bir süre ayrı kalacak olan Gülizar'dı. Amacı yaşam mücadelesi, daha iyi şartlarda bir hayata ulaşmaktı. Gülizar ile daha güzel, daha müsterih bir şekilde yaşamak... Gönlünde Gülizar, ruhunda sevgi, zihninde daha güzel bir hayat tutkusu ile yollara düşecekti. Yollar ki Ali'yi hayallerine götürecekti... Ali, İstanbul'da şantiyeye adım atmış, ustabaşı'nın " Ustalık seni hayata bağlar. " sözünü kendisine hedef almış ve Gülizar'la hayalini kurduğu yaşam için hayatını inşa etmeye başlamıştı. Zamanla İstanbul ona bir yol arkadaşı olmuştu. Olmuştu da, zaman ilerledikçe boşa mıydı tüm istekleri? Bu acımasız çark Ali'yi pes ettirebilecek miydi? Ali' de önce köyünde, ailesinde, Gülizar 'da aradı dermanını. Fakat orda da rahatı görmüş ailesi, anlayamadı sözlerinin altındaki anlatılanı. Ve Esendere' de yel esmeyi kesti, kuşlar ötmeyi... Yanımızdan geçene bir selamı çok gördüğümüz, içimiz cız etmeden sokakta üşüyen çocuğu geçip gittiğimiz, kendi derdimize derman ararken temas ettiklerimizi umursamadığımız bir şehirde; fark edilmek, hayallerimize ulaşmak ve içimizdeki sevgiyi paylaşmak için mucize mi arayalım?
Buna Can Dayanır mı?Metehan Baltacı · Çıra Yayınları · 202547 okunma