Yıllar önce bir filmde izlemiştim; karakterlerden biri, Bir filme çok üzülürsün ama sonra onun film olduğunu hatırlayınca boşa üzüldüğünü anlarsın diyordu. O söz okadar aklımda kaldı ki, sonrasında ne zaman bir film izlesem ya da bir roman okusam, zihnim hep aynı şeye sığındı, Bunlar gerçek değil.
Ta ki bu kitaba kadar...
Mahmut Makal’ı ilk kez okuyorum. Öğretmenlik yıllarının o ilk zamanlarını bazen bir masal, bazen bir belgesel, bazen de bir roman gibi anlatmış. Sayfaları çevirirken bu kadar da olmaz dediğim öyle çok an oldu ki... Ekmek yok, ayakkabı yok, kalem kitap yok; okulda sıra masa yok, hatta ortada okul bile yok. Yok oğlu yok...
Köy edebiyatına merak saldığım bu dönemde, kurgu diyerek kendimi teselli edemediğim, içim acıya acıya ama çok beğenerek okuduğum bir kitap oldu bu. Her ne kadar bu yolculukta içimiz biraz burkulsa da, Türk edebiyatının en dürüst, en çarpıcı yazarlarından birini keşfetmiş oldum.