Müteferrika Dergisi'ni (en son 68. sayısı çıkmış) satın alabileceğimiz bir link var mı? Ya da bu dergiyi takip eden?
Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk matbaayı kuran Macar asıllı İbrahim Müteferrika, günümüzden 300 Yıl önce yazdığı “Usulû’ı Hikem fi Nizami Ûmem” adlı kitabında, İmparatorluğun gerilemesinin 8 nedenini bakın nasıl sıralamış, 1. Kanunları uygulamamak 2. Adaletsizlik 3. Devlet işlerinin ehliyetsiz ellere düşmesi 4. Bilim adamlarının fikirlerine tahammülsüzlük 5. Modern askeri teknolojide bilgisizlik 6. Orduda disiplinsizlik, 7. Devlet servetini kötüye kullanma ve rüşvet 8. Dış dünyadan habersizlik.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
DEMOKRASİYİ ANLADIYSAN SALÂVAT GETİR...
Bazen lâtife olsun diye diyorum: "Salât u selâm getirmek Müslümanların "temsilî sistemi" tâ 14 asır evvelden kavramış olmasındandır." Duyanlar elbette gülümsüyorlar. Gülümsetmenin bir sırrı da beklenmeyeni söylemektir. Fakat bu öyle bir beklenmeyen olacak ki muhataba mutluluk da verecek. Yâni farkındalığına eriştiğinde varlığı artacak. Her neyse. Bahsimiz gülücük bahsi değil. Yok. Aslında gülücük bahsi. Varlığıyla yüzümüzü güldüren Aleyhissalâtuvesselâma dâir bir mânâyı konuşacağız. Onun varlığı, eşyanın yüzünü güldürdüğü gibi, ona dâir olanların tefekkürü de şeyliğimizin yüzünü güldürür. Hele anlatayım da bakalım beni güldüren sizi de güldürür mü? Mevzu Barla Lahikası' Barla Lahikası'ndaki "Mesail-i Müteferrika" bölümünden çıkıyor. Evet. Burası şöyle bir soruyla başlıyor: "Salâvatın bu kadar kesretle hikmeti ve salâtla beraber selâmı zikretmenin sırrı nedir?" Suâlde yadırganacak bir şey yok. Teslimiyetin şu denli bozulduğu zamanda hikmetten bu denli sorulması garip değil. Zaten âhirzaman demek "son tüketim tarihi" geldi-geçiyor demek. Tarihi yaklaşmış gıdalara nasıl muamele ettiğimizse mâlûmdur. "Yesek mi yemesek mi?" Şöyle kaşığın ucuyla bir parça dile dokundursak? Tattan bir sonuca ulaşma çabaları. Kıvamdan bir şeyler çıkarmaya çalışma. "Yoksa kokuyor mu?" Emin olamazsam bir de sorarım. Bir değil bin düşünürüm. Tefekkür bir zenginliğimiz. Doğru. Elhamdülillah. Ama aynı zamanda şimdinin mecburiyetidir. Çünkü eğilen kaşık değil Neo. Estağfurullah. Bozulan gıda değil biziz. __İslâm bozulmadı. Bozulan biziz. Bu sebepten çok suâl ediyoruz. Yediğimiz bizi zehirlemiyor. Hâşâ. Kevser zehirlemez. Esasında şifaya tâlip değiliz. Olur böyle şeyler. Sarhoşlar ayıltıcıları reddeder. Müptelâ için normali iptilâdaki hâletidir çünkü. Nefsin bu deliliğine karşı
Salâvat-ı Şerife
"Kuşun eşi kuştan başka bir şey değildir, Ben eşi olmayan bir Simurg gibiyim." Gülşehrî'nin Feleknâme'sinden alıntılanan bu epigrafla başlardı "Simurg: Kitap Kokusu" mecmûası. Aynı zamanda Simurg Kitabevi'nin kurucuları Türkolog İbrahim Yılmaz ve kardeşi Coşkun Yılmaz, birlikte neşretmişlerdi bu mecmûayı. Üniversite öğrencisiydim o zamanlar. Müteferrika'dan sonra yeni bir kitabiyat mecmûası neşredildiğini görmek beni heyecanlandırmıştı. 1100 adet basılmış ve numaralandırılmıştı dergiler. Bendeki ilk sayı 0068 numaralı, yani derginin 68. okuru olmuşum. Simurg: Kitap Kokusu'na, sadece bir dergi değil, bir anlamda "kitap” merkezli bir kültür tarihi projesi demek daha doğru olur. Dergi bölümleri olan "Biyografi", "Kitaplar Âlemi", "Dergi Dünyası", "Belge", "Efemera", "Akademi", "Deneme", "Anı", klasik edebiyat dergisi şemasının ötesine geçerek, kitabı yalnızca okunacak bir nesne değil; tarihi, dolaşımı, maddî varlığı, üreticileri ve hafızası olan bir kültür unsuru olarak ele alan bir perspektife sahipti. Bu yönüyle Simurg, yalnızca edebî metin yayımlayan bir dergiden ziyade, Osmanlı–Cumhuriyet sürekliliği içinde kitap, yazma, süreli yayın ve sahaflık kültürünü belgeleyen bir kitabiyat mecmumûasıydı. Birinci sayıdan sonra ikinci ve üçüncü sayılar birlikte neşredildi, ancak maalesef devam edemedi. Yine de bir dönemin kültürel birikimini yansıtararak, gerek içeriği ve gerekse kağıt ve baskı kalitesiyle örnek alınacak bir kitabiyat dergisi olarak, bir anlamda tarihe değerli bir not düşmüştür. Bu vesileyle de Simurg Kitabevi'ndeki o eski, güzel hâtıraları ve sohbetleri yad ettim ister istemez. Diğer tüm kitapçılardan farklı olarak bir okul gibiydi Simurg. Bir epigrafla başladım, birlikte neşredilen ikinci ve üçüncü sayıdaki Jorge Louis Borges'e ait bir diğer alıntıyla
Simurg
Osmanlıda matbaanın gecikmesi, cahilliğin sonuçları
Osmanlı İmparatorluğu'nda matbaanın gecikmeli olarak gelmesi—Avrupa'da yaklaşık 1450'de icat edildikten sonra Arapça veya Osmanlı Türkçesi alfabesindeki eserler için neredeyse üç yüzyıl gecikmeyle—kitap kıtlığına yol açmış ve bilginin yayılmasını sınırlamıştır. Bu tıkanıklık, genellikle imparatorluğun Avrupa'ya göre göreceli durgunluğunun ana faktörlerinden biri olarak gösterilir; Avrupa'da matbaa Rönesans, Reform, Bilim Devrimi ve Aydınlanma dönemlerinde hızlı ilerlemeleri tetiklemiştir. Bazı tarihçiler resmi bir "yasak"ın kapsamını tartışsa da—kültürel ve ekonomik dirençler yerine—ve daha geniş faktörlerin (örneğin coğrafya, Avrupa içindeki çatışmaların yeniliği teşvik etmesi veya 12. yüzyıldan itibaren İslam bilimindeki önceden var olan gerilemeler) daha büyük roller oynadığını savunsa da, gecikme şüphesiz fikirlerin, okuryazarlığın ve teknik uzmanlığın kitlesel üretimini ve yayılmasını engellemiştir. Aşağıda, belirli alanlardaki gecikmelere nasıl katkıda bulunduğunu, tarihsel analizlere dayanarak özetliyorum. ### Askeri Gecikme Matbaa, Avrupalılara askeri kılavuzlar, haritalar, taktik incelemeler ve mühendislik metinlerini kitlesel üretme imkanı vererek eğitimi standartlaştırdı ve silahlarda, tahkimatlarda ve stratejilerde yenilikleri hızlandırdı. Buna karşılık, Osmanlı İmparatorluğu'nun el yazması nüshalara—pahalı, zaman alıcı ve miktarı sınırlı—bağımlılığı, askeri bilginin güncellenmesini ve dağıtımını yavaşlattı. Örneğin, 18. yüzyılın sonlarında Napolyon yönetimindeki Fransa gibi Avrupa güçleri, 1798 Mısır seferinde propaganda ve lojistik malzemeleri basılı olarak dağıtabilirken, Napolyon bölgeye ilk kez Arapça matbaa getirmiştir. Osmanlılar, dini âlimlerin otoritesini ve kâtiplerin geçimini korumak için baskıyı kısıtladıklarından, top ve deniz taktiklerindeki
Duygu ve Düşünce
İsmail Lütfü Seymen'siz ilk Müteferrika dergisini okurken ister istemez bir iç burukluğu oluyor. Bir sahaf olan Seymen, otuz yıl kadar süre ile bir kitabiyat dergisi olan Müteferrika'yı düzenli olarak yayınladı. Batı'da bu tür çabalar genelde bir Kurum, bir Enstitü tarafından yapılıyor. Ülkemizin kültür hayatında ise idealist bir insan, bir kurum gibi çalışıyor. Bu vesileyle kıymetli hâtırasını saygıyla anıyorum. Mekânı cennet olsun.
Dergi