Mektep herhalde evden daha eğlenceliydi. Hiç olmazsa kaçamak olarak leblebiyle "tek mi çift mi", " iplikten su yolu", "almaca", "tenten", "el el üstünde kimin eli var?", "vay benim köse sakalımı ", "eveleme develeme, devekuşu
kovalama ", "parmak ayırmaca", "yokuş aşağı", "seke seke ben geldim, çıngırağım hoş geldin", "fış fış kayıkçı", duvarda
"top", cevizle "vurup almaca", "beş taş" ... oynardık.
Mahallede ise bir arkadaşımla, kapı dibinde olsun bir kaydırak oynayamaz, bahçemize "çiçekler bozulur, toz toprak
olur" derler, kimseyi davet edemezdim. Oyunsuz çocuk ise karnına dokundukça "viyk, viyk" eden kukla bebeklerden
başka bir şey değildir.
Her insanın herkese söyleyemeyeceği, sadece dostlarına açabileceği özel anıları vardır. Hatta dostlara bile açılamayacak, insanın ancak kendisine itiraf edebileceği
sırları da vardır. Bunun yanında kendimize
bile açamayacağımız şeyler vardır. En şerefli insanın bile hafızasında bunlar epey kabarıktır. Daha doğrusu, insan onurlu olabildikçe bunların sayıları artar.
Belki yanılıyorum ama düşünceme göre, herhangi bir kimse hakkında, yalnızca gülüşüne bakarak hüküm vermek kabildir. Onun için hiç tanımadığınız birinin gülüşü daha ilk karşılaşmamızda hoşunuza giderse, karşınızdakinin iyi bir adam olduğundan şüphe etmeyiniz.