Mercan, karar vermişti. Medet aramayacak, azıcık aş, bir başına ve kaygılı bir başa razı olacaktı. Dilemeyi bırakırsa muradı olmuyor diye kahretmezdi hiç değil.
Kocası kuldu, onun kendisini unutmasıyla baş edebilirdi. Ama Allah ... Allah'ın kendisini unutmasıyla baş edemezdi. Kocası, ipsizin biriydi. Ona zaten hiçbir vakit inanmamıştı Mercan. Ama Allah' a hep inanmıştı. Allah yüzüne bakmıyor diye kahredemez; Allah'tan umudu kesemezdi.
Motor hazır, motora binmek için yanındaki bütün kalabalıkla
beraber yürüyorlar. Motora bindikten, motor hareket ettikten sonra
Atatürk,
"Nereye gidiyoruz?" diyor.
"Dolmabahçe Sarayı'na" diyorlar.
Atatürk'ün yüzü birden asılıp, sertleşiyor.
"Sarayları biz boşalttık, şimdi yeniden mi "biz"
dolduracağız?" diyor.
Demek ki Atatürk, İstanbul'a geldiği zaman, sarayı düşünerek,
saray da oturmayı arzu etmediğine göre, fakat bunda da bir
mecburiyet olduğuna göre. . . Teessürle "gelmiş, Saraya yerleşmiş.
Yoksa Atatürk küçük bir evde oturmayı da büyük bir özlemle . . .
Hep arzu etmiştir. Zaten Atatürk hayatında daima, küçük evleri
anmış, yaptırmak istemiştir. Hastalığı yeni başladığı sırada
Ankara'da Keçiören'de, evi için yer bulunmasını istemiş . . . Burada
küçük bir ev yapmayı daima arzu etmişler
Anadolu'nun ortasında, yepyeni bir şehir ve yepyeni başkent
inşa ediliyor. . . Ankara'da Marmara denizi yok ama Marmara
Köşkü diye nefis bir yer var. Ankara'da saraylar yok ama
Çankaya'da bir Köşk var. Ankara'da yeşillik, ormanlık pek yok
ama Gazi Çiftliği diye bir yer var. Ankara'da büyük lüks oteller
yok ama Ankara Palas diye bir otel var. Karpiç var. . . Bahçeli evler
var, direksiyon binası var. . . Bakanlıklar var. Hepsinden, hepsinden
önemlisi pırıl pırıl bir 'Meclis' var.
İleride, Cevdet Tolgay'ın anılarında hep göreceğiz bu sıkıntılı yürüyüşleri. . . Yatak odasında uzayıp giden uykusuzluğunu. Uykusuz gecelerde o adımlamalar üç şekilde sonlanırmış. Ya uyuyarak sonlanır. . . Ya mutfağa gidilip kuru fasulye kaşıklanır. . .Ya da 'Hazırlayın atları veya arabayı. . . Gidiyoruz. ' denip
Ankara'nın soğuk ve ıssız sokaklarına. . . İstanbul'daysa motorla Marmara'nın serin, ısız ve karanlık dalgalarına çıkılırdı. . .