Gönül ezelde Allah’a söz vermiştir; bu yüzden aşk, O Ebedî Sevgili’den gayrısında sadece bir kandil, O’nda ise batmayan bir güneştir. Ne kadar asil, ne kadar saf bir hakikat... Bu cümle, beşerî
1000Kitap
Sevme şekli
Sevmenin ön koşulu var mıdır? Neye göre sevilir sevilen? İnsanın o anki eksikliğine, ihtiyacına göre midir? Yoksa asıl, kişinin çocukluğunda hasret kaldığına, istese de alamadığına, kıymetini
Reklam
Gönül mutlak muhabbetin sonsuz deryasına yelken açınca; yani sevginin adresi kul değil, doğrudan Yaradan olunca... Kulun kusurunu görmez. Gördüğü, o kulda tecelli eden Allah’ın sanatıdır. Hata yapsan da sevgisi kesilmez. Zira muhatabı sen değilsin aslında. ___ /Güven Taşdemir
Allah'ın mutlak birliğinin bilgisine geçmek isteyen, kademe kademe genişlikten darlığa yükselir. Keşif yoluyla bilgisi arttığı ölçüde bilgisi azalır. En sonunda bildiği şey olarak sadece Hak kalır. Burası Arif olanın cahilliğini anladığı yerdir.
Tasavvuf
Bazen insanın herşeye ortadan başlaması çok yorucu oluyor. Bir şeyin oluşumunda sen yoktun, herşey olup bitmiş ve senden başından beri varolmuş ve olmasını sağlamış olan kişi olma sorumluluğunu istiyorlar. Diğer bir deyişle enkaz devralmanı istiyorlar. Ayrıca başlangıçta bulunmayan insanın hiç erişemeyeceği şeyler de vardır. Belki de sadece zarardadır. Çünkü elinde olan şeyleri kaybedecektir ve yine bilinmezlikle ve artık değiştirmeyeceği mutlak olgularla dolu bir okyanusun ortasına bırakılacaktır. Buna rağmen hâlâ "Öyle deme, yine de orada seni iyi şeyler bekliyor" diyen kişiler var. Tamam varolabilir, peki senin için mi var? Tabikide hayır. İnsanların seni iyi karşılayacağını düşünüyorsan,büyük ihtimalle yanılıyorsun. O insanlar zaten tekamül evresini tamamlamışlardır. Sen sadece olanları gözlemci olarak neşredebilirsin. Sen onlardan olamazsın. Aslında sen "Verasetini doğuştan kaybeden" bir şehzadesin. Kimin hükmedeceği belli olmuş, senin tahtta hak iddia edemeyeceğin bir durumda doğmuşsundur. Artık bir anlamın yoktur. Yani insan bazen hiçlik ve fedakarlık arasında bir denge üzerine başlar sürece.
Duygu ve Düşünce
Yol mu,o bahane…
İsviçre’nin o milimetrik, kusursuz işleyen trenlerinden birindeyim. Pencereden akan manzara bir kartpostal kadar noksansız, her şey olması gerektiği gibi, fazla steril ve fazla düzenli. İşte tam bu rasyonel dünyanın ortasında, önümdeki küçük masada kendi içsel tezatlarımla baş başa oturuyorum. Önümde duran şişe, bu aşırı hesaplı ve öngörülebilir gerçeklikten biraz olsun sıyrılma, zihnimin sınırlarını hafifletme arzumu temsil ediyor sanki. Her şeyin bu kadar kurallı olduğu bir coğrafyada, bilincin o kuralları esnetme çabası bu. Dünyanın soğuk mükemmelliğine karşı duyusal, sıcak bir başkaldırı. Ama asıl hikaye o şişenin boynuna doladığım boncuklarda saklı. Alkol zihnimi dağıtıp beni dünyadan uzaklaştırmak isterken, o boncuklar beni sakinleştiren, içimdeki o tinsel ve dingin arayışı hatırlatan birer çapa gibi. Biri kaçışın kaosunu, diğeri ise ruhun durulma ritmini fısıldıyor. Bu vagonda akıp giderken aslında modern insanın o en eski çelişkisini yaşıyorum: Bir yanım esrimek, kuralları unutmak istiyor; diğer yanım ise o karmaşanın içinde bile bir sığınak, bir anlam arıyor. Tren hiç gecikmeden kendi mutlak hedefine doğru ilerliyor, bense iki dünya arasında, kendi içsel yolculuğumun tadını çıkarıyorum.
İnsan ve Duygular
Reklam
Reklam