Celil Bora Alacain

Celil Bora Alacain
@celilhu
Sûret bildiğin tebdili kıyafettir..
Allah'ın belirlediği yönden Allah'a giden yolu aradığında, yolu belirleyen Allah, senin gayen olur.
Sayfa 238
Tasavvuf
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Teslim olunca her şey değişir, zorlamayınca akar, beklemeyince gelir, kabul edince iyileşir demiş biri.. İslam teslimiyettir..
Tasavvuf
A'yân-ı Sâbite nedir?
A'yân-ı Sâbite, Hakk'ın ilminde ezelî olarak sâbit olan, henüz dış varlığa çıkmamış ancak "ne olacaksa o" olarak belirlenmiş eşyanın hakikatleridir. Klasik tabirle "a'yân-ı sâbite vâhidiyyet mertebesinde Hakk'ın ilminde sâbit olan suver-i ilâhiyye'dir". Hazerât-ı Hamse sıralamasında a'yân-ı sâbite, taayyün-i sânî olan vâhidiyyet mertebesindedir. Bu mertebe, ahadiyyet (taayyün-i evvel) sonrasında gelir ve âlem-i ervâh, âlem-i misâl, âlem-i şehâdet gibi diğer mertebelerden öncedir. A'yân-ı Sâbite, ilâhî isimlerin ve sıfatların eserleri, yüce Hakk'ın malumatı ve yüce harfler olarak da tanımlanır³·⁴·⁵. İbn Arabî'nin Fusûs'unda merkezî bir kavram olan a'yân-ı sâbite, Üzeyriyye Fassı'nın "kader" bahsinin yeridir. A'yân-ı sâbite, "lisân-ı isti'dâd" (kabiliyet dili) ile kendi varlığını Hakk'tan ister ve Hakk Teâlâ bu istek üzerine "kün" (ol) emrini vererek eşyanın dış varlığa gelmesini sağlar. A'yân-ı sâbite, zaman ötesinde bir tümel olup, zamana bağlı bir varlık haline geçecekse önce zamanın belirli bir anıyla irtibatlandırılır⁶. Zamana bağlı olarak taayyün eden a'yân-ı sâbiteye kader denir; bu, somut bir varlık olmak üzere hazırlıklarını tamamlamış bir a'yân-ı sâbitedir⁶. A'yân-ı sâbite, varlık kokusu almamış ve mahlûk değildir; çünkü o mertebe henüz zuhur mertebesi değil, Hakk'ın zâtıyla ve kendi zâtında ve ilminde olan programıdır¹·⁷. Ruhânî latîf mahlûkiyet, zât mertebesinden sıfat mertebesine doğru olan yolculukta başlar ve a'yân-ı sâbite programına ef'âl âleminde anâsır-ı erbaa'dan bir elbise giydirilerek hayat sahnesinde "vücûd-u Âdem" olarak faaliyete geçer Kaynak: terzibabairfanmektebi.com
Tasavvuf
Ölüm nedir?
Tasavvufî anlayışta ölüm, sadece bedenin faniyetini değil, aynı zamanda mânevî bir yükselişin kapısını ifade eder. "Her nefs ölümü tadıcıdır" (Âl-i İmrân 3/185) ayetiyle vurgulanan bu hakikat, tasavvufta "sülûkün özü ve hedefi" olarak ele alınır¹. Bu bağlamda, tasavvufî ölüm üç ana mertebede incelenir: Birinci mertebe, biyolojik ölümdür ki bu, her insanın kaçınılmaz sonudur. Ancak tasavvuf, bu fıtrî ölümü (mevt-i tabiî) bir son olarak değil, yeni bir başlangıç olarak görür². Ani ölüm ise, kişinin gafletle yakalanması sebebiyle mekruh sayılır, zira bu tür bir ölümde hazırlık ve tefekkür eksikliği vardır³. İkinci mertebe, "ihtiyarî ölüm" veya "ölmeden önce ölmek" (mûtû kable en temûtû) olarak ifade edilen iradî ölümdür². Bu, sâlikin biyolojik ölüm gelmeden önce nefsini iradî olarak öldürmesi, benliğin Hakk karşısında fena bulmasıdır². Bu mertebe, sâlikin kendi nefsini her gün hesaba çekmesi, vücud iddiasından soyunması ve nefsinin ölmesiyle gerçekleşen bir "iç kıyâmet"tir. Mevlânâ, bu süreci "cansızlıktan öldüm ve bitki oldum; bitkiden öldüm, hayvana dönüştüm; hayvanlıktan öldüm ve Âdem oldum" sözleriyle açıklar, bu da sürekli bir mertebe atlama ve dönüşüm olduğunu gösterir⁴. Üçüncü mertebe, fenâ fillâh makamıdır ki, bu, sâlikin kendi vücud iddiasından soyunup Hak'la kâim olduğu hâldir. Bu makamda sâlik, fiillerin, sıfatların ve hatta zâtının Hak'tan ibaret olduğunu idrak eder. İhtiyarî ölümün farklı veçheleri de vardır: "mevt-i ahmer" (kızıl ölüm) nefse muhalefet ve nefsin katli mesabesinde olan intizar azabına işaret ederken, "mevt-i ebyaz" (beyaz ölüm) açlığa, "mevt-i ahdar" (yeşil ölüm) dünyadan sıyrılmaya ve "mevt-i esved" (siyah ölüm) halkın eziyetine tahammüle işaret eder²·⁵. Bu mertebeler, sâlikin nefsini terbiye ederek Hakk'a ulaşma yolundaki
Ölüm
İnsan-ı Kamil nedir?
İnsan-ı Kâmil, tasavvufî düşüncede varlığın ve bilginin merkezinde yer alan temel bir kavramdır. Abdülkerîm el-Cîlî'nin İbn Arabî ekolünü devam ettirerek sistematize ettiği bu öğreti, ilahî gayenin gerçekleştiği nihai makamdır⁴. İnsan-ı Kâmil ile Kâmil İnsan Arasındaki Fark: Tasavvufta "İnsan-ı Kâmil" ile "Kâmil İnsan" arasında önemli bir ayrım yapılır. İnsan-ı Kâmil, bütün âlemlerin aldığı isimdir ve Hakîkat-i Muhammediyye'nin zuhurudur⁵·⁶. Bu makamda tek bir İnsan-ı Kâmil vardır ki o da Hazret-i Muhammed'dir (s.a.v.)⁷·⁸·⁹·¹⁰. O, Allah ism-i camiinin mutlak manada tek yüklenicisidir⁷. Kâmil insan ise, İnsan-ı Kâmil'in belirli sahalarda onun gölgesi hükmünde olan, kemale ermiş bireylerdir¹¹. Yani, beşer olarak yaşamış ve kemalata ulaşmış kişiler "kâmil insan" olarak adlandırılırken, "İnsan-ı Kâmil" makamı sadece Hakîkat-i Muhammediyye'ye aittir⁸. Kâmil insan, aşağıdan yukarıya doğru kemalata ulaşmaya çalışırken, İnsan-ı Kâmil hakikati itibarıyla yukarıdan aşağıya doğru zuhur edendir⁹. İnsan-ı Kâmil'in Fonksiyonu: İnsan-ı Kâmil, Allah ile âlem arasındaki berzahtır ve o olmasa âlem yok olur⁴. O, Zat yolunun anahtarıdır; "Bismillahirrahmanirrahim" ifadesi bir bakıma İnsan-ı Kâmil'i temsil eder, zira Allah Rahman ve Rahim ismiyle bütün esmâ-i ilahiyeyi İnsan-ı Kâmil'den açar¹². Âlem-i mânâda ricâlü'l-gayb gibi manevî hiyerarşiler de İnsan-ı Kâmil'in hakikati altında işler (Ricâlü'l-Gayb). Makamı: İnsan-ı Kâmil'in makamı "Ahadiyyet" veya "Cem'ul Cem" olarak ifade edilir; bu, toplamların toplamı anlamına gelir³. Bu mertebe, Hazerât-ı Hamse'nin beşinci ve son mertebesinde ulaşılan nihai makamdır⁴.
https://terzibabairfanmektebi.com
İnsan