Şimdi mutlu musun Olric, yolculuğumuz sona erdi.”
Yordu, her yolculuk gibi, başlarken bile korktum hatta şöyle söyleyeyim 5 yıl önce ilk kez başladığımda da korkumdan devam edemedim; tutunamadım. Birçok kişinşn sancısı aslında, Tutunamayanlar’a tutunamamak. Ama her şeyin zamanı var değil mi, benim de işte tam da bu an tamamlamam gerekirmiş. Tutunabilmek mutlulukmuş, bunu kitabı bitirdiğimde buruk bir sevinçle idrak ettim. Hem lütfen uydurmayın, bilinç akışları yordu diye yarıda bırakmadınız ya da hikaye yavaş diye. Herkesin kendisinden, sevdiklerinden parçaları var bu kitapta. Ondan yorucu geliyor, bir çırpıda okuyamadım mesela yine, hem geç tutundum hem çok yavaş sonunu getirebildim. Aslına bakarsanız başlarken ne kadar korksam da, yolu yarılayınca dönmek gelmedi içimden, sonra da yolculuğun kendisi; bir yere varmasa da tatlı geldi. Acı bir tatlılık, bir yerden sonra onu okurken acı çekmek bile zevk veriyor insana, bazı yollar böyledir; çünkü asıl mesele, bilinç akışlarının yoğunluğu, noktalama eksikliği, anlık kişilik değişimleri değil, hayatın kendisinin bütün bunları içerdiğini kabullenmenin zor olması. Hayatınızın en önemli yerinde kendinizi ruhsal portrede, farklı bir yere taşınmaktan korumak için hiç “hayır şimdi değil” diye telkin ettiğiniz zamanlar olmadı mı sanki? Ya da hiç fiziksel olarak, somut bir varlık göstererek bulunduğunuz çerçevede, dibinizdeki insanların konuşmalarından tek bir kelime bile hatırlamadığınız zamanlar, olmadı mı sahi? Boşverin esas meseleye gelelim. Toplumda üzerimize devrilen rolleri taşımak zorunda kaldığımız ama taşımak istemediğimiz için yargılandığımız bir dünyada, hepimiz bir olaya, olguya, kişiye, nesneye ‘tutunamayanlar’ız. Boşuna yargılamayın yazarı, anlamak istediğinizde anlayacağınız bir gerçekten daha bahsedeyim,