1000Kitap Logosu

Mutlu Eder

" Güzel olan benimdir" demek yorar ama "Benim olan güzeldir " demek mutlu eder insanı Ne hoş ,ne güzel, ne de kalbe dokunan bir cümle🤍🌼
1
MUTLULUĞU ŞARTLARA BAĞLAMAYIN Önce çok basit bir tarif ile başlayalım, mutluluğu şartlara bağlamak şu demek: İstediğim şeyler gerçekleşince mutlu olacağım, onlar gerçekleşmeden mutlu olamam düşüncesine sahip olmak. O halde benim önerim de bunun tam tersini uygulamanız, yani mutluluk ile isteklerinizin gerçekleşmesi arasında bir bağlantı kurmaktan vazgeçmeniz. Hayatta hedeflerimizin olması harika bir şeydir, belli açılardan yararlıdır, bizi yaşama bağlar. Ama mutluluk hedeflerin gerçekleşmesi ile ilgili değildir, attığımız adımlardır, aldığımız yaralardır, tattığımız başarılardır, içinde olduğumuz anlardır. Evet adım atmak mutlu eder insanı ama sonuçlara bir bağımlılık geliştirmediğimiz sürece. Geçtiğimiz günlerde harika bir paylaşıma denk geldim şu şekildeydi: “Hayatı boyunca yürüyeceği tüm yolları hesaplayarak başlamaz emeklemeye hiçbir bebek ya da daha kaç mevsim solacağım diye düşünerek açmaz hiçbir çiçek.” Bu cümlede de vurgulandığı gibi önemli olan anda kalmak ve anın tadını çıkarmaktır, bunu yapabildiğimiz ölçüde mutluluğa yakın oluruz. Günün içinde sizi mutlu eden anlar yakaladığınızda bunları biraz uzatmaya çalışın mümkün olduğu ölçüde. Örneğin bir yürüyüşte güneşin sizi ısıttığı bir noktaya denk geldiğinizde, duş alırken sıcak su iyi geldiğinde veya çay içerken yaptığınız sohbet güzel geldiyse. Sizin için mutluluk nedir, buna isteklerimin gerçekleşmesi dışında nasıl cevaplar verebiliyorsunuz, lütfen üzerinde düşünün. Benim için mutluluk sağlıklı bir nefes almaktır, yüzüme yayılan bir gülümseme ya da birinin yüzündeki gülümsemenin sebebi olmaktır, huzurla içilen bir yudum çay, paylaşılan bir sevgi anı, güzel bir kitabın verdiği haz ya da çalışmaktır benim için mutluluk. Hepinize daha mutlu hissedeceğiniz güzel bir dönem dilerim. Sevgi ile kalın. Mert Cuhadaroğlu
28
düşük kalite kişisel gelişim zırvalığıyla kafayı bozmuş bir teyzeyle veya amcayla edebiyat muhabbeti yapılır. yazar kişisi: ben kitap yazdım/yazacağım bu amca/teyze: aa ne hakkında? (yapay bir gülümseme) beklediği cevap - 1 : karakter, metroda gördüğü kadına/adama âşık olur ve son durağa kadar onu takip eder, bir yemeğe çıkmayı teklif eder ve olaylar gelişir. (bu amca/teyze kişisinin hayal ettiği 'gelişen olaylar' tamamen tekdüze klişe şeylerdir, çünkü edebî hayal dünyası o kadarla sınırlıdır) beklediği cevap - 2 : anadolu'nun bir köyünde hayatın zorluklarıyla mücadele eden genç bir öğretmen istanbul'daki nişanlısının başkasıyla evlendiğini öğrenir. (bu amca/teyze kişisi kendisinden naif bir tepki beklediğimizi sanar ve güya üzülmüş gibi yüzünü ekşitir) beklediği cevap - 3 : üniversiteye yeni gelen bir gencin yaşadığı maddî manevî zorluklar beklediği cevap - 4 : (eğer fantastik demişseniz) büyücü, cadı, kurt adam, vampir (bu amca/teyze kişisi hemen şey der: "ya ben fantastik okuyamıyorum, hep cadı büyücü falan var". hayatta mutlu olma reçetesi okumaya alıştığı için tabii fantastik deyince başka bir şey hayal edemiyor.) 4, 5, 6... diye saya saya bitiremeyiz sonra bu amcaya/teyzeye absürt olay örgüleri içeren bir hikâyeden bahsettiğinizde onu edebî eser olarak algılayamaz. çünkü ona göre edebî eser sadece batı klasikleri ve çok satanlar listesiyle kısıtlıdır. amca/teyze dedim ama bizim yaşlarımızda (20li yaşlar) olup da edebî takılan bilinçsiz bir kitle de var. hadi hepsine birden sövelim. sonra kitaplarımızı okumaya devam edelim. çay koyacam, çay isteyen var mı?
1