Bir karıncanın imtihanıyla, bir fil'in imtihanı bir olmaz. Fil'in yüklenebileceği taş, karıncayı öldürür. Karıncaya isabet eden taşı filin ruhu bile duymaz. İnsanlarda derecelerine göre imtihana tâbi tutulurlar. Takvası çok olanın yükü de ağır olur. Sana hafif gelen şey başkasına ağır gelebilir. Kimsenin derdini küçümseme herkes kaldırabileceği kadarıyla yükümlü olur. Herkesin imtihanı kendine ağırdır. Ve Allah her derdi bilir, her derde, her kuluna ayrı ayrı derman verir. Derdi veren dert verdiğinden habersiz değildir. Derdi ile uyuyan, dermanı ile uyansın. Huzurlu, Mutlu GECELER. En Güzel'e Emânetsiniz...💐
Din İslam
Şehir Uyuyordu, İçim Değil…
Bazı geceler vardır… İnsan o gecelerde yalnızca uyuyamaz sanır kendini ama aslında mesele uykusuzluk değildir. Çünkü gözlerini kapatınca gelen şey düşünceler değil, yıllardır içine gömdüğü bütün hislerdir. Gündüzleri insanların arasına karışırken susturabildiği her şey, gece olunca odanın karanlığında yeniden oturur karşısına. Ve insan en çok o zaman anlar; bazı yaralar geçmiyor, sadece sesini kısmayı öğreniyor. O gece de öyleydi. Şehrin üstüne ağır bir yağmur çökmüştü. Sokak lambalarının ışıkları ıslak asfaltın üzerinde kırılıp dağılıyor, rüzgâr apartman aralarından geçerken eski bir şarkının unutulmuş melodisi gibi uğulduyordu. Camın kenarında oturuyordu sadece. Elinde soğumuş bir kahve vardı ama saatlerdir bir yudum bile almamıştı. Çünkü bazı geceler insanın boğazından ne su geçiyordu ne kelime. Karşı apartmanın üçüncü katında sarı bir ışık yanıyordu. Perdenin arkasında gölgeler hareket ediyordu. Bir aileydi muhtemelen. Birileri sofrayı topluyor, biri televizyon izliyor, biri gülüyordu belki. Ve nedense en çok da bu dokundu içine. Çünkü insan bazen başkasının mutluluğunu gördüğünde değil, kendisinin ne kadar uzun zamandır huzur hissetmediğini fark ettiğinde üzülüyordu. Başını cama yasladı. Cam buz gibiydi. Bir anda çocukluğu geldi aklına. İnsan bazı gecelerde geçmişi çağırmıyordu aslında; geçmiş kendi gelip oturuyordu içine. Bir koku, bir yağmur sesi, bir sokak lambası… Yetiyordu. Küçükken yağmuru severdi. Mahallede elektrikler kesildiğinde korkmak yerine heyecanlanırdı mesela. Mum ışığında oturmanın büyülü bir şey olduğunu düşünürdü. Annesinin mutfaktan gelen sesi dünyanın en güvenli sesi gibi gelirdi ona. O zamanlar hayatın bir gün bu kadar ağırlaşabileceğine inanmıyordu. Çünkü çocukken insan geleceği bir masal gibi hayal ediyordu. Büyüyünce özgür
Duygular
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İyi geceler.
ama zaman geçmişti,o hareketsiz,herkes için aynı,durağan yani, ne mutlu olanlar için daha yavaş ne de talihsizler için daha hızlı olan ritmiyle akıp gidiyordu. Tatar Çölü
Hayırlı geceler
Geceniz güzel huzurlu mutlu olsun
1000Kitap
bugün hayatımın en küçücük şeyi ile en büyük mutluluğunu yaşayacakken kaybettim küçük bir parşomen kağıt hayat bunu fazla gördü çok şey kaybettim işimi paramı sevdiğimi o şey sanki hepsinin toplamıydı küçücük şeyden mutlu olmayı çok gördü iyi geceler
Çık, gel
Bir pazar sabahı çık gel yeniden bana. Hiç kırmamış gibi birbirimizi, hiç ağlatmamış geceler ikimizi. Yatağımızda uzanırken güneş ışıldasın yüzümüze, bir kuş ötsün belki, sev saçlarımı öperken gözlerimden. Bir inatla kalkalım yataktan. Omlet yapayım sana. Çayımızı yudumlarken şımaralım, gülüşelim. Oturalım bahçede uzatalım ayaklarımızı hayatın tozlu yollarına. Yine çık gel bana lütfen. Burda sensiz güneşler hep soluk, kuşlar hüzünlü, yumurtam bitmiş, çayımsa buz gibi. Çiçeklerim bile solmuş, kim bilir kaç sabah senin geleceğine sayarak susuz bıraktım onları. Yatağım dağınık, kim bilir kaç gece senin geleceğine sayarak sarıldım boş yastıklara. Gittiğin yerde mutlu musun, memnun musun halinden. Aklına gelmez mi hiç yeniden çıkıp gelmek. Bir kapı eşiğinden bir hayata girmek. Ben sana o kapıyı hiç kapatmadım. Birgün çıkıp gelirsen küsme bana diye. Ki ben kaç gece küskün yıldızların altında yuttum hıçkırıklarımı. Varsın olsun, sen dert etme. Yeniden çık, gel. Lütfen. Çık, gel...