6/10
·120 syf.··
2026 9. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 10:52
Shakespeare’in bu eseri, diğerleri ile mukayese edince biraz daha geride kalmış gibi. İngiltere tarihinin tartışmalı hükümdarlarından John’un iktidar mücadelesini anlatıyor bu yapıtında. Oyun, politik entrikalar, aile içi çatışmalar ve uluslararası diplomatik temaslar çerçevesinde gelişiyor. Hükümdarlığın doğası, meşruiyet ve çıkar ilişkileri üzerine keskin sorgulamalar içeriyor metin. Yazacaklarım spoiler içerir!.. Oyunun merkezinde İngiltere Kralı John var. Kitap daha başlar başlamaz düşünmeye sevk ediyor bizi. Bir hükümdarı hükümdar yapan şey nedir? Kan bağı mı, hukuk mu, halkın desteği mi, yoksa elindeki güç mü? Bu soru, John’un taht üzerindeki konumunun yeğeni Arthur tarafından tehdit edilmesi ile ortaya çıkıyor. Arthur’un annesi, oğlunun tahtın gerçek varisi olduğunu savunurken Fransa Kralı Philip de bu iddiayı destekliyor. Elbette Fransa kralının desteğinin arkasında yalnızca adalet arayışı yok. Karışıklık çıkarmak istiyor. Shakespeare, devletlerin çoğu zaman ilkelerden ziyade çıkarlarla hareket ettiğini gösteriyor bize. Yüzyıllar önce yazılmış bir oyunda bile uluslararası siyasetin değişmeyen doğasını görmek şaşırtıcı… :) Eser boyunca dikkat çeken noktalardan biri de herkesin meşruiyetten söz etmesine rağmen hiç kimsenin bundan tam olarak emin olmaması… Karakterler sürekli hak, adalet ve sadakat gibi kavramlardan bahsediyorlar, fakat şartlar değiştiğinde aynı kişiler kolaylıkla taraf değiştirebiliyorlar. Siyasette ilkeler çoğu zaman güç dengelerinin gerisinde kalıyor sanırım. :( Savaşın eşiğine gelinmişken Blanche ile Dauphin Louis arasında bir evlilik düzenleniyor ve düşman tarafların barışması hedefleniyor. Bu sahne oldukça dikkat çekici, çünkü birkaç dakika önce uğruna savaşmaya hazır olunan ilkeler, siyasi çıkarlar değişince bir anda unutuluyor.
Kral John'un Yaşamı ve ÖlümüWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2011608 okunma
BU GÜNÜN TARİHİ- Bütün Yarınlara
10/10
·152 syf.·
Beğendi
·
2026 82. kitabı
Selam. ekin ✧ sayesinde başlayabildiğim ve kesinlikle hakkının verilmesine ihtiyacım olan bir kitaplayız bu gün. Bir de Balçın ile okumaya karar verince tüm bu süreç daha büyüleyici bir hâl aldı. All Tomorrows’a başlamadan önce bile beni sarsacağını biliyordum çünkü ben hortlaklardan değil, biyolojiden korkuyorum. Bir canavarın saldırmasından çok, bir gün bambaşka bir şeye dönüşebilecek olmamız fikri beni rahatsız ediyor. İnsan bedeninin ve evrimin sınırlarının ne kadar esnek olduğunu düşünmek bile ürkütücü geliyor. Bu yüzden kitabın yarattığı korku, klasik bir korku değil; insanın kendi potansiyelinden duyduğu korku. Kitabı okumaya başladığım ilk anda kendimi sanki bir Star Wars evrenindeymiş gibi hissettim; ancak bu kez yaratıkların yalnızca var olduğu değil, biyolojik olarak nasıl işlediğinin de anlatıldığı bir versiyonuydu bu. Genişletilip filme uyarlanabilecek muazzam bir potansiyel taşıyor. Üstelik bütün bunların arkasındaki kişinin henüz genç yaşlarda bu fikri ortaya atmış olması hayranlık uyandırıcı. O tasarımlar, o düşünce biçimi, o ölçekte bir hayal gücü... İnsan ister istemez etkileniyor. Daha da etkileyici olan şey ise yaratıkların yalnızca ilginç görünmesi değil, gerçekten yaşayabilecekmiş hissi vermesi. Çok büyük bir biyoloji bilgisine sahip olduğumu iddia edemem ancak bildiklerim ve sonrasında yaptığım araştırmalar sayesinde yaratık tasarımlarındaki ustalığı görebildim. Gözleri olmayan bir canlıya farklı algı organları verilmesi, ağır uzuvlara sahip bir türün vücut dengesinin düşünülmesi gibi detaylar bile yazarın konuya ne kadar hâkim olduğunu gösteriyor. Sadece biyoloji de değil; tarih, felsefe, coğrafya ve hatta sosyoloji bilgisi de satır aralarında kendini belli ediyor. Böylesine özgün, cesur ve hayal gücü yüksek bir eserin yaratıcısının Türk
Duygu ve Düşünce
All Tomorrows Bütün YarınlarC. M. Kösemen · Kara Karga Yayınları · 042 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
Bazen başımıza gelen kötü şeyleri günahlarımızın bir kefaletiymiş gibi kabul ederiz ailenizin sevdiniz adamın ve her şeyin gidişi belkide en beklenmedik sonla biten eseri bu kitabı okuyalı yıllar olsa bile mutlu şekilde bitirdiğim sayfanın son sözlerini asla unutamam kefaret olarak kabul etiklerimiz genelde beklenmedik anda gelir ve bunu hisetiren bir eser beklediğiniz sonuda aklınıza gelmeyeni de görüyorsunuz ciden hüzünlü bir aile tablosuydu bu eser
Batan GüneşOsamu Dazai · Olvido Kitap · 20214,549 okunma
Puan vermedi·210 syf.··
2026 20. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 22:38
Bozkırkurdu topluma yabancılaşma, kimlik çatışması, kimlik arayışı, intihar gibi oldukça geniş kapsamlı konuları işler. Felsefi yönü oldukça ağırdır. Kitapta sembolizm çokça kullanılmış ve psikolojik olarak derin analizler içerir. Kitap oldukça derince incelenebilecek bir kitaptır. Ben incelememde normal bir okuyucu gözünden inceleyeceğim. Kitabın baş karakteri Harry Haller 3 farklı bakış açısından anlatılır girişte. Komşusuna göre sakin birisidir ve sorun çıkarmaz. Oldukça uyumludur ancak varlığıyla bir karamsarlık yayar ve çevresine huzursuzluk verir. Harry Haller kendi gözünden yaşadıklarını ve düşündüklerini anlatır. Son olarak da Bozkırkurdu üzerine bir akademik denebilecek bir inceleme verilir. Harry Haller'a göre bozkırkurdu onun vahşi yönünü temsil eder ve ikisi arasında sürekli bir savaş olduğunu varsayar. Kitapta ise dendiği gibi insanın bir ruhu değil, binlerce ruhu vardır. Bununla kastedilen insan sadece iki kavramın zıtlığından değil birçok kavramın zıtlığından oluştuğudur. İyi tarafı olduğu gibi kötü tarafı, us olduğu gibi duygusal tarafı da vardır. Harry ise sadece Bozkırkurdu olduğunu ve onunla çekişme içinde olduğunu düşünür. Burada bozkırkurdu mesajın rahat anlaşılması için yapılan mitolojik bir indirgemedir. Bozkırkurdu, Harry'nin mantık ve acımasızlığın baskın olduğu tarafıdır. Harry dünyaya karşı eleştireldir, en çok da kendine. Çok ciddidir ve Harry'nin eğlenip hayatı yaşamasına izin vermez. Parlak bir fikri olsa hemen hata bulur mesela, hevesini söndürür. Aralarındaki bu çatışma kendisinin her hareketini sorgulamasına ve kaygılı olmasına sebep olur. Harry Haller 50'li yaşlarda, orta boylu, boşanmış, bakımlı, nazik ve içten birisidir. Toplumdan uzaklaşmış, günlerini yalnız geçirir. Kendisini burjuva dünyasının dışında, aile yaşamı ve toplumsal
BozkırkurduHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 20229,7bin okunma
Puan vermedi·
Bir ilaç aldığınızı ve tüm kötü anılarınızdan kurtulduğunuzu düşünün. Güzel olur muydu? Ne dersiniz? İşte okuduğum kitap bize bunun hikayesini anlatıyor. Ana karakterimiz Bom unutmayı, reddediyor, anılarından kurtulmamak için bütün çabasıyla elinden geleni yapıyor. Bu esnada Natasha ile tanışıp bir süreliğine hafıza temizlemeye yarayan ilaçların dağıtılması için gönüllü oluyor ve karşılığında da ömür boyu hatıralarını saklamayı vaat olarak alıyor. Bakalım işler yolunda gidecek mi? Bom çok sevdiği dedesinin hatırasını ömrü boyunca saklayabilecek mi? Kitap boyunca yakın geleceğe dair çok fazla soru oluştu zihnimde: "Her zaman mutlu anıları mı hatırlamalıyız?" , "Sevdiğimiz şeyler için her zaman mücadele mi etmeliyiz?", "Modern dünyada biz insanlar birer av mıyız?" , "Yakın geleceği anlatan ütopik/distopik romanlarda neden hep statüler var?" ve "Biz bu sınıfsal ayrılıklardan (ayrıcalıklılar - sıradanlar) kurtulamayacak mıyız?"... Dağınık kurgusu ve yazım yanlışlarına rağmen oldukça sürükleyici ve güzel bir kitaptı. Kore edebiyatının kendine has sürprizleri ve tesadüfleri hikayenin akışı bambaşka noktalara taşıdı. Romanda anlatılanların gerekçesi ise son bölümde açıklığa kavuşturulmuş. Zihnimde hep dizi olarak hayal ettim. Kim bilir belki bir gün ekranlarda dizi olarak karşımıza çıkar. Kore edebiyatı ve distopik kitaplar seven bir gençseniz gönül rahatlığıyla tavsiyemdir.
Hafıza BakımıBora Jin · Yuzu Kitap · 202558 okunma
Biraz hayal kırıklığına uğrattı... DİKKAT SPOİLER VAR
8/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 00:00
Evet...ilk defa bir inceleme yazıyorum çünkü bu kitabı okuduğumda hissettiklerimi içimde tutmak istemedim. Kitap ilk başlarda gayet iyi ilerliyordu bir sıkıntısı yoktu ama yazar Euria'yı savunuyormuş gibi cümleler vardı yani okurken öyle hissediyordum sanki Euria'nın kötü olması mükemmel birşeymiş gibi... sanki zalim olması çok havalıymış gibi. Öyle bir hissiyat aldım bilmiyorum. Bence Euria kitapta fazla yüceltildi bu kadarına gerek yoktu. Ayrıca ne olursa olsun ben hiçbir zaman Euria'ya acımayacağım çünkü kötü olmak bir seçimdir. Herkes hayatta kötü ve dehşet verici şeyler yaşıyor ama herkes kötü olmayı sevmiyor Euira bunu kendisi seçti yani başına gelen herşeyi hak ettiğini düşünüyorum hatta daha fazlasını hak ediyordu. Şimdi spoilerli kısma geçiyorum (SPOİLER) ÇOOOK fazla gereksiz yere karakter öldüğünü düşünüyorum. Tamam Lin'in ölmesi çokta mantıksız gelmedi ama mesela diğerlerinin ölümü çok gereksizdi sanki sadece öldürmek için öldürüldüler ve çok aceleye geldi. Mesela Nyx ve Valro'nün düşünecek beyinleri yok mu Euria'nın öldürücü gücünden haberdarlar nasıl olur da canları çok kolay birşeymiş gibi Lin'in önüne geçip bizden yararlan diyebilirler? Lin bile kendine o kadar güvenmedi onlar nasıl güvendi pardon? Zatne ikisi de gereksiz yere öldü. Mesela Andros'un ölümü de çok aceleye getirilmişti. Ya resmen zafer kazanıldıktan sonra Andros'un öldüğünü öğrendik ve yazar bunu çok yüzeysel bir şekilde anlatmıştı bir cümlede anlatıp bitmişti. Zaten adamı bu kitapta tanıdık en azından onun için adil bir son gerekiyordu ölüm nedeni acayip saçma adamın kalkan ve saldırı gücü var buna rağmen Drystan'ın zaman kazanması için birkaç askerle savaşırken öldü öyle mi? Kulağa çok saçma ve mantıksız geliyor. Delhin ve Rakan'ın ölümünden de sanki günlük bişeyden bahsediyormuş
Diyarların YazarıAdora Yağmur · İndigo Kitap · 202691 okunma