İçimdeki Çocuk Hâlâ Eve Dönmeyi Bekliyor..
İnsan büyüdüğünü ilk ne zaman anlıyordu gerçekten? Takvimler değişince mi? Sorumluluklar artınca mı? Yoksa bir gün ansızın çocukluğunu özlerken yakaladığında mı kendini? Bence insan en çok, içindeki çocuğun sesini daha az duymaya başladığında büyüyordu. Çünkü çocukluk dediğimiz şey yalnızca küçük yaşlar değildi aslında; dünyanın hâlâ mucizevi göründüğü, insanların can yakabileceğini tam bilmediğimiz, sevginin kaybedilebilecek bir şey olduğuna inanmadığımız o kırılgan dönemdi. Ve insan yıllar geçtikçe boyundan önce ruhunu büyütüyordu. Üstelik kimse ona bunun ne kadar yorucu olacağını söylemiyordu. Bir akşamüstüydü. Gökyüzü, yağmur yağacakmış gibi griydi ama henüz tek damla düşmemişti. Şehir her zamanki telaşının içindeydi; insanlar telefonlarına bakarak yürüyordu, kafeler doluydu, arabalar kırmızı ışıkta uzun kuyruklar oluşturmuştu. Hayat herkes için devam ediyor gibi görünüyordu. Ama bazı insanların içinde zaman aynı hızla ilerlemiyordu. Bazıları bir anın içinde yıllarca kalabiliyordu. O da öyle hissediyordu işte. Kalabalığın içinde yürürken sanki herkesten birkaç adım gerideydi. İnsanların yüzüne baktığında hepsinin bir yere ait olduğunu düşünüyor, kendisiniyse yanlışlıkla başka bir hayata bırakılmış biri gibi hissediyordu. İçinde tarif edemediği bir eksiklik vardı; ne sevgiyle tamamen doluyordu o boşluk, ne başarıyla, ne de zamanla. İnsan bazen tam olarak neyin eksik olduğunu bile bilmiyordu ama yine de onun yokluğunu her gün hissediyordu. Yağmur ilk damlasını kaldırıma düşürdüğünde eski mahallesinin sokağına girmişti bile. Bunu bilinçli yapmamıştı aslında. Ayakları onu düşünmeden buraya getirmişti. Çünkü insanın kalbi, unuttuğunu sandığı yerlere bedeninden önce dönüyordu bazen. Sokağın başında durdu. Bir zamanlar dünyanın merkezi gibi gelen o mahalle
Duygular
İçinde kıpırtı olması tekrardan ne güzel bir histi saniyelik de olsa kalbin mutlu bir şeysen dolayı çarpmıştı mesela umut dolu gözlerin vardı o an ama kalbi güzel insanların büyük bir lanet vardır ki daimi mutluluk yoktur onlar için..
1000Kitap
Reklam
Mutluluk, kendine sahip olmaktır. İnsanlar hep bir taraftalar; Atatürkçü, Osmanlıcı, AK Parti, CHP, HDP vs. Din konusunda da aynı durum geçerli. Yahu kardeşim, sen neredesin? Senin kendine ait bir düşüncen, duruşun ve kimliğin yok mu? Neden başkalarının fikirlerini, davranışlarını ve yaşam biçimlerini sorgulamadan sahipleniyorsun? Desteklemek farklı, tövbe haşa tapmak farklı. Benim tek bir tarafım var; iyisiyle, kötüsüyle, doğrusuyla, yanlışıyla, başarılarımla ve başarısızlıklarımla kendim ve fikirlerim. Bir insanı, bir ideolojiyi ya da bir düşünceyi destekleyebilirsin; fakat kendini tamamen onun içinde kaybedersen artık sen olmaktan çıkarsın. Herkesin bir tarafı olabilir ama insan önce kendisinin tarafında olmalıdır. Ersan İnce
Duygu ve Düşünce
Mutluluk zihinde başlar..
İnsan ve Duygular
Mutluluk kapı çalındığında değil, o kapının çalınma ihtimalinin belirdiği an başlar.
Alıntı
Ben artık haklı değil mutlu olmak istiyorum.
İnsan ve Duygular
Reklam
Reklam