Belki de Hayat Yeniden Başlayabilmekti..
Sabah erkendi. Ama bu kez o bildiği yorgun sabahlardan değildi. Gökyüzü açık maviydi. Güneş, perdelerin arasından usulca odanın içine süzülüyordu. Sanki dünya ilk kez acele etmiyormuş gibiydi bugün. Gözlerini açtığında birkaç saniye boyunca hiçbir şey düşünmedi. Ne geçmiş… Ne eksik kalan şeyler… Ne de içinde taşıdığı o ağır his… Sadece tavana baktı. Ve uzun zaman sonra ilk kez, içinin hemen üzerine çöken o karanlığı hissetmedi. İnsan bazen iyileştiğini büyük şeylerle anlamıyordu zaten. Bir sabah daha hafif uyanınca anlıyordu. Yataktan kalktı. Camı açtı. İçeri serin bir rüzgâr doldu. Sokaktan simit kokusu geliyordu. Bir yerde çay demleniyordu belli ki. Kuş sesleri birbirine karışıyordu. Hayat ne garipti… Aynı dünya, aynı şehir, aynı sokaklar… Ama insanın içi değişince her şey başka görünüyordu. Mutfağa geçti. Kendine kahve hazırladı. Kupadan yükselen sıcak buharı izlerken küçük bir gülümseme yerleşti yüzüne. Nedensizdi belki ama gerçekti. Çünkü mutluluk bazen büyük olaylar halinde gelmiyordu. Bazı günler sadece içinin canının yanmaması bile huzur oluyordu.
Duygular
Ne zaman biraz yüzüm gülse, hayat sanki alacağını tahsil etmeye gelir. Hep böyle olmuştur benim hikâyemde. Mutluluk bana uzun süre misafir kalmaz. Tam içime sindiğini sandığım anda, hayat kapımı çalar ve bir şeyler eksiltir benden. Eylül dün yüzüm çok güldü. Uykusuzluktan bitkin düşmüştüm. Birkaç saatlik uykuyla ayaktaydım ama buna rağmen mutluydum. Akşamında, artık sana sarılmayacağım dedi, Onun gözyaşı dökmesini ben pek sevemedim, Mutluluktan ağlamış olsa bile gözyaşlarını silerim. İçim dayanmıyor çünkü gözünde yaş görmeye, Hele sabaha kadar ağladığını düşünmek buna hiç dayanamıyorum. Defalarca rica ettiğim halde ne olur, küs uyumayalım artık, küs uyanmayalım şu sabahlara diye, dediğini yaptı, sarılmadan yattı. Sabah gelip sarıldı, Elleriyle kahve yaptı, Beş on dakika da olsa baş başa oturduk. Belki çok kısa bir zamandı ama bana yetmişti. İçim de dışım da mutlulukla dolmuştu. Yüzümden okunuyordu. Kendimi spor salonuna attım. Keyifle spor yaptım. Spor salonun işletmecisi, abi çok keyiflisin izledim valla sıkı spor yaptın dedi. Güldüm, aynen keyifliyim dedim. Üstüne bir fincanda o kahve ikram etti beş on dakika güldük.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Spora giderken ya da dönerken kendimi sürekli o tuhaf kitapçıda bulmamı artık nasıl açıklayabilirim bilmiyorum. Adam dükkanı resmen hobi olarak açmış, kendi listesindeki temel kitapları okumadıysanız size hiçbir şey satmıyor, müşteri seçiyor. Üstelik bununla da kalmıyor; her defasında elime piyasada baskısı bitmiş bir kitap kitleyip 'Hadi bunu oku da gel' diye resmen ödev veriyor! İşte o kuralları aşıp, bir de üstüne verilen ödevlerle eve yeni kitaplarla dönmenin yarattığı o garip, stresli mutluluk bambaşka... Evde zaten dokunmaya fırsat bulamadığım bir sürü dünya doluyken, yanlarına sürekli yenilerinin eklenmesi bir tek beni mi strese sokuyor? Kas yapalım derken her seferinde zihinsel bir mülakattan geçip vicdan azabı yükleniyoruz, harika bir spor rutini! :)))))
1000Kitap
Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat.Yıllardır bozbulanık suları yudumladım, Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları, Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.Hasretin alev alev içime bir an düştü, Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü, Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde, Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin, Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla, Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin, Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla, Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak, Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım, Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı, Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü, Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü, Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe, Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü.Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden, Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına, Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden, Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına, Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin, Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin.Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım, Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide, Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü, Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü, Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin,
"Bilir misiniz burada baktığınız manzaralar ortadan ikiye bölünmez, delik deşik edilmez, parçalanmaz, buruşturulup bir ekranın içine tıkıştırılmaz. Gördüğünüzle baş başa kalırsınız. Gördüğünüzün kıymeti kendiliğinden nüfuz eder hücrelerinize. Gördüğünüzü gösterme derdiniz olmaz da gördüğünüzü göstermek istediğiniz biri olur. “Ne zaman ki güzel bir şey görürüm sensiz içime sinmiyor” diyor ya şarkıda, öyle. Etrafınıza bakarsınız, karşınızdaki görkemli manzarayı gösterebileceğiniz birilerini ararsınız, kalbiniz bir an bir isim söyler, iç çekersiniz, keşke burada olsaydı o da görseydi dersiniz. Onun yanınızda olmadığını görünce hüzünlenirsiniz ama üzülmezsiniz sadece elinizi kalbinizin üstüne koyup beklersiniz, işte o an upuzun bir şarkıya dönüşür..." Salonlar ve Uçurumlar Esra Kılıç Türedi
Alıntı
Sar beni, üşüyorum... (Öykü)
Eskiden çok seviyordum o şiiri. Şimdi daha çok seviyorum. Vallahi üstümü başımı yırtacağım, avazım çıktığı kadar bağıracam. Bağırmak istiyorum çünkü. Öyle normal bağırmak değil. Mahalleye anons arabası çağırıp bağırmak. Haydin yazarınız geldi ha! Düşünceler bilenir! İç sıkıntıları tamir edilir! Yalnızlıklar dikilir! Okur lazım, okur! Ulan ben bu şiiri dinlediğimde başka bir ruh halindeydim, demek duygu değişince şiir de değişiyor. Aynı şiir başka yerden vuruyor. Yaz bunu bir kenara Alper, bir yerde işlersin, okursan beğenirsin. Dur ya bu bilinç nasıl bir şey? O Zindankale'de geçiyordu, böyle değildi ki. "Ay şimdi camı çerçeveyi indirip avazım çıktığı kadar baaracam!" Şimdi ne alaka, bu nasıl şiirle kafamda birleşti? Yanlış şekilde. O şiir nasıldı yaa... Haydin yazarınız geldi ha… Güzelmiş aslında. O güzel adam eşeklerin sırtında kitap taşıyormuş, adam dağa taşa çıkmış, köye girince bağırıyormuş. Şimdi olsa öyle olmazdı. Kaçıran üzülür! İlk yüz okuyucuya imzalı! Bir alan ikinci yalnızlığını bedava götürüyor! Yav adam eşeğin üstünde kitap taşımış. Ben birkaç öteye kitap yollarken kargo hesaplıyorum. Kargo da ayrı mesele. Sen Sevil'in oğlusun demi? Evet. Bunlar ne? Kitap yazdım, arkadaşlarıma yollayacağım. Hıı güzel. Güzel dedi geçti. Benden sana abla tavsiyesi, böyle yoğun günlerde gelme. Aramızda müthiş bir senkronizasyon var. O öyle bir vurguluyor ki ben hemen anlıyorum, diğer bilgiyi tamamlayıp bekliyorum, diğer detay, ve diğer... İnsanın hayalindeki uyumlu harika çift olduk. Kargo üç yüz elli lira. Üç yüz elli lira iki kişi güzel köfte ekmek yer, biliyorum, dede mesleği. Üç yüz elli lira bir buçuk kitap. Üç yüz elli lira dört paket sigara değil, daha az oldu galiba, dur. Yaa her şeyi kitaba çevirmeye başladım ben. Dolar kaç olmuş, 43,85. Altın kaç, dur hesaplayayım,