Merhaba kitap dostları!
Biz, gençlerin kültür, sanat, edebiyat ve düşünce alanlarında üretim yapmasını teşvik eden Seyir Gençlik Kolektifi'yiz. Okuyan, düşünen, yazan ve üreten gençleri bir araya getirmeyi amaçlıyor; kitaplar üzerine konuşuyor, etkinlikler düzenliyor ve gençlerin kalemine alan açıyoruz. Ayrıca gençlerin sesini duyurabildiği bir gençlik dergisi çıkarıyoruz. Eğer öykü, deneme, şiir, kitap incelemesi, film değerlendirmesi, gezi yazısı ya da ilgi duyduğunuz herhangi bir konuda yazılar kaleme alıyorsanız, çalışmalarınızı bizimle paylaşabilirsiniz. 📖 Bu hesapta; • Kitap önerileri • Okuma listeleri • Alıntılar • İncelemeler • Edebiyat ve kültür içerikleri paylaşacağız. Yeni insanlarla tanışmak, birlikte okumak ve üretmek için sizleri aramızda görmekten mutluluk duyarız. İyi okumalar! ✨📚 Yazı göndermek veya bizimle iletişime geçmek için sosyal medya hesaplarımızdan ulaşabilirsiniz.
Günaydın 1K :)
Mutluluk ve Sevgi Üzerine Mutluluklar ve sevgi Bölüşülünce artarmis Paylaştığında, paylaştığımda Anladım Ve acılar da Azalırmış Sevgi bir hazine Sevgi en karlı bir sermaye Sevgi en akıllı yatırım İmiş bunu anladım Sevgiyi anlayış besler İtimat korur İltifat taçlandırırmış Sevgi bütün hastalıklara En güzel şifa ve ilaçmış KK
Reklam
Bilinen acıyı bilinmeyen mutluluğa tercih ediyormuşuz. Üzerine düşünülmesi gereken bir durum
Bayburtlu Konstantin Abiniz Olarak...
Bu hafta yine memlekette iki şeyi umutla bekledik: Birinin gelişini, bir diğerinin ise nihayet siktir olup gidişini... Yani üstümüze çöken o organize kasvetin, derdin, kederin bu topraklardan sökülüp atılmasını. Ah be canım memleketim; gidiyorsun, geliyorsun ama bıraktığın yerde tiyatro hep aynı, dekor hiç değişmiyor. Bir huzur, bir mutluluk sinyali yakalayalım diyoruz, tam o esnada sahneye bir başka arsızlık, bir başka sömürü dalgası fırlıyor. "Bir saniye Bahadır Beyciğim, siz şu vedayı bir neticelendirin, benim içeride kısa bir pisliği temizleme işim var, hemen döneceğim" kıvamında bir curcuna... Hatice ablamız çıkmış gelmiş, "Bacımı kim ortadan kaldırdı, kim kanını yerde bıraktı?" diye feryat ediyor. Şüphe okları doğrudan hanenin içine, o kirli ilişki ağlarına dönük: Gelinleri Güneş ve onunla gizli kapaklı işler çeviren, ailenin içindeki kuzen Fatih. "Ablam ölmeden önce aralarındaki o yozlaşmayı, o gizli oynaşmayı gözleriyle gördüğünü söyledi" diyor. Tam burada sistemin ve toplumun o ikiyüzlü ahlak duvarına şu soruyu vurmak gerekiyor: Peki, bu pislik dönerken o evin asıl reisi, yani yengenin kocası, o erkeklik taslayan figür tam olarak neredeydi? Yanıt tam bir taşra klasiği: "Ağzını dilini bağladılar, muskayı yedirdiler." Kendi acizliğini, kendi cehaletini ve korkaklığını büyüyle, muskayla aklamaya çalışan bu zihniyete bakınca, insan sormadan edemiyor: Yahu siz nasıl sefil, nasıl çürümüş, nasıl omurgasız hayatlar yaşıyorsunuz? Derken maliyenin başındaki o soğuk rasyonellik, Mehmet abimiz sahne alıyor. Bu ara evlerde rahat nefes almak, huzurla oturmak ne mümkün; kapılar tık tık çalınıyor. Büyük vurguncuların, ihale arsızlarının, milyarlık vergi borcu bir gecede silinen yandaşların peşini bırakanlar, bu kez üç kuruş kira alan küçük mülk sahiplerinin kapısına dayanmış.
Siyaset
"İnsan söz konusu olduğunda gözlerime inanmıyorum, kendisi sayesinde doğruyu yanlıştan ayırt edebildiğim daha iyi ve daha keskin bir ışığım var. Ruh için neyin iyi olduğunu ruhun kendisi bulsun." Mutlu Yaşam Üzerine Seneca
biraz Sartre biraz Camus karışımı gibi durabilir ama ben
Hayatın bize gülüp gülmeyeceğini sorarken, çoğu zaman hayatı karşımızda duran, niyeti olan, bizi sınayan, ödüllendiren ya da cezalandıran bir varlık gibi düşünürüz. İşler yolunda gitmediğinde ona küser, yanlışlarımız büyüdüğünde kaderden söz eder, kaybettiklerimizin ardından dünyanın adaletsizliğine sığınırız. Böyle yapmak kolaydır; insanın kendi payına düşen sorumluluğa bakmasından çok daha kolay. Hayatın sırtı geniştir, içine düştüğümüz her çukuru, geç kaldığımız her kararı, sustuğumuz her anı, yanlış insanlara açtığımız her kapıyı onun üzerine yükleyebiliriz. O da itiraz etmez. Zaten hayatın en büyük sessizliği burada başlar; kendisine yönelttiğimiz hiçbir suçlamaya cevap vermez. Belki de hayat bize hiç gülmez. Belki hayatın yüzü yoktur. Biz, onun ifadesizliğine kendi umutlarımızı, korkularımızı ve hayal kırıklıklarımızı yerleştiririz. Bir şey kazandığımızda bizi sevdiğini, kaybettiğimizde bizden nefret ettiğini düşünürüz. Oysa hayat yalnızca olur. Sabah olur, insanlar gider, kapılar kapanır, bazı fırsatlar kaçırılır, bazı yanlışlar geri dönülmez hâle gelir. Bütün bunların içinde bizi asıl yaralayan şey çoğu zaman yaşananların kendisi değil, başka türlü davranabileceğimizi sonradan fark etmektir. İnsan kendi beceriksizliğini kabul etmekte zorlanır. Yanlış karar verdiğini söylemek yerine şartların elverişsizliğinden, cesaret edemediğini söylemek yerine zamanın uygun olmadığından, sevmediğini söylemek yerine kırıldığından söz eder. Kendi iradesizliğine kader, korkaklığına temkin, erteleyişine sabır adını verir. Kelimeler değişince gerçek de değişecekmiş gibi davranır. Fakat insan, kendisine söylediği yalanların içinde bir süre rahat yaşasa bile sonunda aynı duvara yeniden çarpar. Duvarı hayat örmemiştir; bazen taşı biz koymuş, harcı biz karmış, sonra da önümüzde
1000Kitap
Reklam
Reklam