Vitrindeki Vicdan
Ruhunu bir hırsa rehin bırakanlar, Gökkuşağını tek renge boyamak istedi. “Beterin beteri var” diye diye alıştırdı insanları karanlığa. Bir süre sonra alışmak denen o görünmez zehir, damar damar yayıldı hayatlara. Yaraya merhem aramak yerine yarıştılar acıyı normal saymakla. Herkes kendi kuyusunun dibinde başkasının ışığını söndürmeyi bekledi. Sesini çıkaranı meczup saydı kalabalık, sustukça büyüdü içimizdeki boşluk. Çölün ortasında, herkes kendi serabını alkışladı. Kendi konforuna zırh ören cüceler, Adına sabır dediler bu kör teslimiyetin, oysa derin bir uyuşmaydı çoğu zaman. (Şükür, güzel bir erdemdi elbet, ama düşüncenin yerine konunca yaraya dönüştü.) Gözlerini yalnız kendi kapısına dikenler sokağın yangınını görmezden geldi yıllarca. “Bana dokunmayan yılan” masallarıyla büyüyüp zehir evlerine sızınca şaşırdılar. Merhamet vitrinlerde sergilenen bir süs oldu,
Dünya, felaketlerin tekrarı üzerine kuruludur.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hiçbir şey mutluluğun bir çatı katının üzerine düşen rengarenk yansıması kadar hoş olamaz. Hepimizin geçmişinde mavi renkli bir tavan arası vardır.
Sayfa 517·Kitabı okuyor
Philipp Mainländer
İnsanın egoizmi kendisini sadece bir kendini koruma güdüsü olarak değil, aynı zamanda bir mutluluk güdüsü olarak da gösterir; yani insan, karakterine uygun olarak sadece hayatta kalmayı istemez, hayatın her anında arzularının, eğilimlerinin, özlemlerinin tam anlamıyla tatmin edilmesini de ister ki en yüksek mutluluğunu da buraya yerleştirir. Arzu - anında tatmin - yeni arzu - anında tatmin; doğal egoizmin istediği şekliyle bir hayat zincirinin halkaları bunlardır. Özlemden keyfe doğru durmaksızın yuvarlanıp giden böyle bir hayata hiçbir yerde rastlanmaz ve bu pratik olarak imkansızdır. Hiçbir idea tamamen bağımsız ve özerk değildir; ister bir kimyasal kuvvet isterse bir insan olsun, şüphesiz amansız bir şekilde etkisini gösterir ve kendi bireyselliğini dayatmak ister; fakat dünyanın geri kalanı da aynı amansızlıkla o ideaya etki eder ve onu kısıtlar. Bu etkilerin büyük bir kısmını ortadan kaldırıp sadece insanın insan üzerinde kurduğu etkilerle baş başa kalsak bile, o en çetin mücadelenin tablosunu çoktan elde etmiş oluruz; bu mücadelenin sonucu ise yüz arzudan sadece birinin tatmin edilmesidir ve bu tatmin edilen arzu da neredeyse her zaman tatmini en az istenen arzudur. Çünkü her insan kendi özel özleminin tam anlamıyla tatmin edilmesini ister ve bu tatmin edilme durumuna karşı çıkıldığı için onun uğrunda mücadele etmek zorundadır; bu nedenle, bireyin milyonlar üzerinde sınırsız bir otoriteye sahip olduğu durumlarda bile, yerine getirilmiş arzuların pürüzsüz bir ardıllığından oluşan hiçbir hayat akışına asla rastlanmaz. Zira tam da bu konumda, hatta bireyin bizzat kendisinde, istencin her seferinde çarpıp tatmin edilmeden kendi üzerine geri dönmek zorunda kaldığı sarsılmaz kısıtlamalar yatar.
Felsefe
Baba hangi kafayla yazdın bunu sen bizim boktan dizilerin atası
ltalya'ya giden Posthumus, yabancı erkekler arasında karısının erdemini överken, ahlaksız Oachimo onu kolayca baştan çıkarabileceğim iddia eder. Posthumus da akılsızca davranarak, karısının namusu üzerine bahse girer. Britanya'ya gelen lachimo , lmogen'i görür görmez ona hayran olur. Bu genç kadının ahlakı bedeni kadar güzelse, bahsi kaybedeceğini düşünür. Ama pes etmez gene de. Geceleyin Imogen derin uyurken, onun yatak odasına gırmenin ve genç kadının sol göğsünde bir ben olduğunu görmenin çaresini bulur. Ayrıldıkları sırada Posthumus'un kansına bir "a manade of love" (aşk kelepçesi) olarak verdiği bileziği de , lınogen'in bileğinden usulcacık çekip alır. Sonra hemen ltalya'ya geri döner; karısıyla ilişki kurduğuna, bahsi kazandığına inandırır Posthumus'u. Şimdi lmogen, Desdemona'nın durumuna düşmüştür; ama ondan farklı olarak, kendini koruyacak, bunun bir karaçalma olduğunu kanıtiayacak kadar güçlüdür. Shakespeare'in oyunlarında başı derde giren birçok genç kadın gibi erkek kılığı giyen lmogen, aniatılmayacak kadar karışık birçok serüven geçirdikten sonra, aklanmanın yolunu bulur. Oyun her şeyin tatlıya bağlanmasıyla, hatta pişman olan lachimo'nun bile bağışlanmasıyla, Romalıları yenen Cymbeline'nın, hem yirmi yıl önce yitirdiği oğullarına kavuşması, hem de kızıyla damadını bağrına basmasıyla, mutluluk içinde biter.
“Asıl mutluluk, insanın ne türden olursa olsun becerilerini engellemeden geliştirmesidir ”
Sayfa 49·Kitabı okudu