Serenay

Serenay
@Serenay_
@Serenay_·
·
sabitlendi
Mavi Pelerinli Adam
Bazı oğlan çocukları vardır, oyuncaklarını kırdıkları için değil, hayat onları erken kırdığı için büyürler. Daha bıyıkları terlemeden, sesleri kalınlaşmadan, omuzlarına yaşlarından büyük mevsimler yüklenir. . Hayatı ve dünyayı, rüzgârlar kasırgalar yiyerek öğrenir. Dört duvarın soğuk kuytusunda üşüyen küçük eller, ihtiyacı olan o en sıcak güneşi ancak kendi ceplerinde bulur. . Zemheri ayında hırkasız kalan o omuzlar, gün gelir, koca bir gökyüzünü taşır. (Çünkü yeryüzünün sarayları dardır onlara.) Ben de onlardan biriydim. . Bir gün anladım ki yeryüzü herkese aynı anahtarı vermiyor. Bazıları kapıları açıyor, bazılarıysa Kaf Dağının arkasına kaçıyor. . İnsanlardan umudu kesince, başımı göğe kaldırdım. Çünkü yeryüzü bana yer açmadığında, gökyüzü hiç değilse beni kovmuyordu. Dinliyordu. Samanyolu,
Şiir
Reklam
Kuru Gürültü
herkes bir şeyler yazıyor bir şey anlatıyor bir yerlerde birileri konuşuyor sürekli . ekranlar programlar mühim adam demeçleri uzman görüşleri son dakika gelişmeleri . manşetler tweetler büyük analizler her şeyi bilenlerin bitmeyen mesaisi ve bunca gürültünün arasında insanın kendine rastlaması gitgide zorlaşıyor insanın kendi iç sesini duyması bir mucizeye dönüşüyor . (çünkü ekranlar ışık saçıyor ama hiçbir şeyi aydınlatmıyor) bu şiirin de o konuda bir çözümü yok derde deva değil sihirli bir formül sunmayacak hayatın akışını durdurmayacak
Vitrindeki Vicdan
Ruhunu bir hırsa rehin bırakanlar, Gökkuşağını tek renge boyamak istedi. “Beterin beteri var” diye diye alıştırdı insanları karanlığa. Bir süre sonra alışmak denen o görünmez zehir, damar damar yayıldı hayatlara. Yaraya merhem aramak yerine yarıştılar acıyı normal saymakla. Herkes kendi kuyusunun dibinde başkasının ışığını söndürmeyi bekledi. Sesini çıkaranı meczup saydı kalabalık, sustukça büyüdü içimizdeki boşluk. Çölün ortasında, herkes kendi serabını alkışladı. Kendi konforuna zırh ören cüceler, Adına sabır dediler bu kör teslimiyetin, oysa derin bir uyuşmaydı çoğu zaman. (Şükür, güzel bir erdemdi elbet, ama düşüncenin yerine konunca yaraya dönüştü.) Gözlerini yalnız kendi kapısına dikenler sokağın yangınını görmezden geldi yıllarca. “Bana dokunmayan yılan” masallarıyla büyüyüp zehir evlerine sızınca şaşırdılar. Merhamet vitrinlerde sergilenen bir süs oldu,
Babalar Günü
Babalar Günü geldi… Ben yine anıların kapısını çaldım. . Mezar taşına değil, Hatıralarına sarıldım, hafızamın sararmış albümünde seni arıyorum. Albümdeki siyah beyaz fotoğrafın, hayatımın en renkli günlerini hatırlatıyor bana. . Ben senin gülen yüzünü özledim. Babalar Günü geldi… Bir ölümün sessizliği değil, . Pazar sabahlarının o eski neşesi düştü aklıma. Kapıdan girişin, gülüşün, üzerimi örtüşün, sofrada oturuşun. . İnsan bazen bir sesi özlermiş en çok. Ben senin oğlum diyen sesini özledim. Ben senin üzerime sinen kokunu özledim.
Arafın Kenarı
ben bu dünyaya büyük cümleler kurmaya gelmedim. bir yanlışlığın altına atılmış imza olarak geldim. çocukluğum, yanlış adrese bırakılmış bir mektup gibiydi. . ne zaman mutlu olmaya kalksam, bir yerlerden eski bir acı çıkıp geldi eteklerime yapıştı. ölmeyi çok düşündüm… ama ölüm de fazla ciddi bir iş gibi duruyordu. . ben o kadar ciddi biri değildim. sonra susmayı düşündüm… ama susmak da fazla bilgece bir duruş gibi geliyordu. . ben o kadar akıllı biri değildim. bir ara insanlığı anlamaya kalktım. bir kuyunun içine eğilip
Reklam