Brontë kardeşlerden Emily Brontë'nin ilk ve tek romanı "Uğultulu Tepeler". Çoğu insanın adını duyduğu ve klasikler arasında kendisine önemli bir yer edinmiş kült bir roman aynı zamanda. Okumuş olmaktan çok mutlu olduğum, etkileyici ve akıcı bir klasik kendileri.
Hikayemiz 19. yy İngiltere'sinde geçiyor. Temelde delilik derecesinde bir aşkı anlatıyor aslında. Ana kahramanlarımız Heathcliff ve Catherine adında iki arkadaş, sırdaş, dost, aşık.. Heathcliff karakteri oldukça yabani, kötücül, kindar ve acımasız bir yaradılışa sahip. Belki de ailesinin olmayışı, Catherine'in babasının onu bulup ailelerinin bir ferdi yapması ve burada evin oğluyla arasındaki zıtlaşma ile zaman içerisinde kazandığı karakter özellikleri onu böyle de yapmış olabilir. Öyle veya böyle insanda nefret ama aynı zamanda korku uyandıracak güçlü bir karakter olarak işte burada kendisi. Catherine, evin güzel kızı ama aynı zamanda biraz ilgiye meraklı ve karşısındakini zorlayan bir karakter. Bu iki zor insanın çocukluk arkadaşı olarak başlayan fakat zamanla tutku derecesinde bir bağlılığa dönüşen ilişkileri temelinde şekillenen bir hikaye okuyoruz. Bu tutkunun alevi ile yanmayan kalmıyor elbette. Gerek kendileri, gerek aileleri, gerekse onların çocukları...
Anlatması çok da kolay bir hikaye olmadığı için şöyle şöyle oldu diyemiyor insan. Ne olduğunu anlamadan kendimizi hikayenin içinde buluyoruz. Ana karakterlerin çocukluğu, gençliği ve bir noktada birbirlerinden kopuşlarını kronolojik olarak anlatıyor yazar. Hikaye sürekli aktığı için, bu kopuş hikayeyi daha da dallandırıp budaklandırıyor. Çünkü şimdi de hikaye onların çocukları üzerinden devam ediyor. İnsan okurken Heathcliff'in hareketleri karşısında sinirden deli olsa da, acaba şimdi diğerleri ne yapacak diye merak etmeden de duramıyor.
Güçlü