İlk bakışta sanki Lev Tolstoy (bildiğimiz Tolstoy) okudum sanılabilir ama hayır aslında Tolstoy'un bir akrabası olan Aleksey Tolstoy'dan bir bilimkurgu kitabı okumuş oldum. Rus yazarların dilini seviyorum, bu nedenle bu kitap da bana akıcı geldi.
Mars'a gitmek sanırım Ay'dan sonra insanın en büyük ikinci hayali. Kendi dünyamız yetmiyor gibi, gidip orayı da sömüreceğiz ne de olsa. Uzay yolculuğuna elbette karşı değilim ama ben bize güvenmiyorum maalesef. Daha şimdiden uzayda bir uydu çöplüğü yaratmayı başardık bile.
Kitaba geri dönecek olursam, Mars'a gitmeyi aklına koymuş Los adında bir Rus mucit ile tanışıyoruz hikayemizde. Sovyet Rusya'nın desteklediği bir proje dahilinde Mars'a gitmek üzere olan Los, ilan vererek yanına birini daha arıyor. Rus Kızılordusu'nun eski bir mensubu Gusev ile yolları kesişiyor ve bu muazzam yolculuk gerçekleşiyor. Mars, yazarın hayalgücü sayesinde halihazırda bir uygarlığın yaşadığı bir gezegen olarak karşımıza çıkıyor. Los ve Gusev'in Mars'a gelişi ile bu uygarlıkta zaten içten içe fokurdayan isyan hareketi daha da ivme kazanıyor ve sonunda patlak veriyor. Aelita kim diyecek olursanız, o da Mars'ın yöneticisi Tuskub'un kızı. Elbette bizim dünyalılardan biriyle Aelita arasında bir aşk yaşanması kaçınılmaz oluyor böylece.
Okuduğum en iyi bilimkurgu kitaplarından biri olmasa da, sıkılmadım hikaye boyunca. Bazı bölümler çok ani başlayıp bitse de, sonunda ne olacak diye merakla okudum. Buna rağmen aşkın ele alınışını maalesef biraz yavan buldum. Eğer aşk odağında kurgulanmayacaksa kitabın adı neden Aelita diye sorguladım. Mars'a yolculuk da olabilirdi. Sanırım film olarak da sinemaya uyarlanmış kitap. Eğer denk gelirsem izlemek isterim. Bilimkurgu severlere keyifli okumalar!