Sabahın alacası, semanın lacivert yüzünde her dakika rengini, yerini değiştiren birtakım rengârenk sütunlar meydana getirmişti. Ruhunu mest eden o tebessüm, dudakları gibi gül renginde olan bulutların arasında yayılarak karşı taraftaki dağları süslüyor, yine o tebessüm semadan süzülüp denizin küçük dalgaları üzerinde, kıyıları sevdalar içinde bırakarak uzaklaşıyordu.
Bir âlimin varlığın iç yüzüne bakışıyla bir şairin kâinata bakışı aynı mıdır? İlkinin gerçeği araştırmaya adanmış bakışlarında küçük bir kırgınlık, büyük bir sükûnet görülürken ikincisinin benzersiz bir cennetin hayaline dalmış kararsız gözlerinde bir hüznün, bir ıstırabın varlığına şahit olunmaz mı?