Ruhuma can ve anlam yürüdü aniden... güm güm kalp atışları, kulağımda tik tak sesleri... Her şeyin anlamsız olduğu bir boşluk... tekrar anlam ve can ve dokunuş... tüylerimi diken diken eden bir sızı. Sorgulamaksızın var olmanın idraki... uzun bir süre bu durumda kalış. Ve yeniden sorgulama, dehşet hali, yaşadığımın ne olduğunu anlamak için kılı kırk yarışım. Dayanılmaz, hiçliğe karışma arzusu. Tekrar can bulmak için çaba sarf ediş aniden.
Günümüz insanını alıkoyan en büyük tedirginlik ise hiç kuşkusuz gelecek kaygısıdır. Gelecek kaygısı içinde olan bir insanın daha derin akıl meselelerine odaklanabilmesi doğal olarak mümkün değildir.
Keşke insanlar - niçin böyle olduklarını ancak Tanrı bilir! - geçip giden şimdiyi yaşamak yerine, geçmişte kalan bir sıkıntının hatıralarını anımsamak için hayal gücünü bu kadar zorlamasalar.
Yeni, hiçbir zaman yaşamadığı ruh hali ona yalnızca zor gelmiyor, aynı zamanda bu ruh hali karşısında korku duymaya başlıyordu. Yorulan gözlerin bazen nesneleri çift gördüğü gibi, ruhundaki her şeyin çiftleşmeye başladığını hissediyordu. Bazen neden korktuğunu, ne istediğini bilmiyordu. Olanlardan ya da olacaklardan korkuyor mu, bunları istiyor mu, tam olarak ne istiyor, bilmiyordu.