Keşke bilseydi…
Şayet bilseydi harâb etmeye kastettiği o ulu surların ardında asırlık bir şehr-i civân gizlidir; hangi muzaffer sultan râzı olurdu, binlerce neferin namahrem eli değsin o vakur kalenin pak sinesine? Hangi mağrur pusatlı el, O’nun mukaddes sükûtunun önünde diz çökmeden ilerleyebilirdi? Ateş kusan hangi namlu kast edebilirdi O’nun inziva kokan huzuruna? Hangi bayraktar cür’et edebilirdi, gurur sancağını o muallâ burçlara dikmeye? Hangi ihtiras, hangi kibir zafer sanıp da böylesi bir güzelliğin târ ü mâr edilişini izleyebilirdi? Haşa! Değil gölgesinin, zülfünün bir telinin bile O’nun surlarına düşmesinden haya ederdi… Eşiğinde susar… Uzağında Tavaf eder… Mahremiyetine secde edercesine hürmet ederdi…
Cumanın bereketiyle bereketlensin gününüz… İstiğfâr, dil ile de söylenebilir ama asıl istiğfar kalb ile yapılandır. Gönülden yapılmayan istiğfâr dilde kalır, makbûl olmaz. Gönülden yapılan istiğfârın alâmeti pişmanlıktır, gözyaşıdır, bir daha o günaha dönmemeğe azmetmekdir, o günahdan tiksinmekdir, istikrah etmekdir. Günahına pişman olmadığı hâlde, yalnız diliyle istiğfar eden kişi, istiğfar etmiş olmaz. Böyle bir kimse yüz bin defa "estağfirullah" dese de bir faydası olmaz. Muzaffer Ozak✨ Aşkî Dualar🌷
Duygu ve Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İstiğfarı çok yapınız her tür musibeti önler. Bak ne diyorum dikkat et kulağını benden yana ver. İstiğfarı çok yapınız.Herhangi bir işin rast gitmiyorsa istiğfar et. Aşkî Muzaffer Ozak Efendi
Alıntı
Türk Dış Politikasının Sınırları
Sürdürülebilir Muğlaklığın Jeopolitiği: 2026 ABD-İran Krizi ve Ankara NATO Zirvesi Ekseninde Türk Dış Politikasının Sınırları Bu makale, 2026 yılının ilk yarısında küresel ve bölgesel düzeyde yaşanan şok dalgalarını, makroekonomik bilanço yanılsamaları ve "transaksiyonel jeopolitik" kuramı çerçevesinde incelemektedir. 28 Şubat 2026’da patlak veren ABD-İran savaşı, ardından gelen 7-8 Nisan 2026 ateşkesi ve 19 Haziran 2026’da imzalanması planlanan Cenevre Mutabakat Muhtırası (MOU), küresel jandarmalık rolünün sınırlarını netleştirmiştir. Çalışma, iktisadi sefalet içindeki bir aktörün (İran) asimetrik zafer kazanabileceğini, dünyanın en borçlu süper gücünün (ABD) ise borcu bir kaldıraç olarak kullanabileceğini tarihsel analojilerle (Osmanlı İmparatorluğu ve 16. yüzyıl İspanyası) ortaya koymaktadır. Bu küresel kırılma zemininde, 7-8 Temmuz 2026 Ankara NATO Zirvesi arifesinde Türkiye’nin "vazgeçilmez müttefik" statüsünden "kaçınılmaz ortak" konumuna geçişi ve "ipte yürüyen cambaz" metaforu üzerinden taktiksel deha ile stratejik atalet arasındaki denge tartışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Transaksiyonel NATO, Stratejik Muğlaklık, 2026 Ankara Zirvesi, Kaçınılmaz Ortak, Yapıcı Muğlaklık. 1. Giriş ve Kuramsal Çerçeve: Bilanço Yanılsaması ve Gücün Yeniden Tanımlanması Uluslararası ilişkiler literatüründe liberal ve neorealist kuramlar, bir aktörün jeopolitik kapasitesini çoğunlukla makroekonomik rasyonalite, bütçe dengeleri ve "kusursuz bilançolar" üzerinden okuma eğilimindedir. Oysa 2026 yılının ilk yarısında küresel sistemde yaşanan asimetrik kırılmalar, bu doğrusal korelasyonun teorik bir kör nokta barındırdığını kanıtlamıştır. 21. yüzyıl jeopolitiğinde güç; kusursuz verilere sahip olmakla değil, mevcut yapısal zayıflıkları (kronik enflasyon, vekil güç yıkımı veya devasa
Siyaset
Sürdürülebilir Muğlaklığın Sınırları: 2026 ABD-İran Krizi ve Ankara NATO Zirvesi Ekseninde Türk Dış Politikası Bu makale, 2026 yılının ilk yarısında gerçekleşen ABD-İran çatışması ve ardından gelen ateşkes sürecinin küresel güvenlik mimarisine etkilerini incelemektedir. Analiz, hegemonik gücün "transaksiyonel" (al-ver odaklı) bir yapıya evrilmesini ve NATO'nun Temmuz 2026 Ankara Zirvesi arifesinde yaşadığı kimlik krizini merkeze almaktadır. Çalışma, Türkiye'nin "vazgeçilmez müttefik" konumundan "kaçınılmaz ortak" statüsüne geçişini, stratejik muğlaklık politikasının sınırlarını ve "ipte yürüyen cambaz" metaforu üzerinden orta boy aktör-büyük güç ikilemini tartışmaktadır. 1. Hegemonyanın Geri Çekilişi ve Yeni Güç Dengeleri Zbigniew Brzezinski’nin on yıllar önce dile getirdiği "İran ile yapılacak bir savaş, ABD hegemonyasının sonu olur" uyarısı, 2026 baharında ampirik bir gerçekliğe dönüşmüştür. Washington'ın küresel jandarmalık rolü, Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla tetiklenen küresel enerji krizinin maliyet duvarına çarpmıştır. Ortaya çıkan tablo, ABD'nin "zafer" retoriği ile hasar kontrolü yaptığı, İran'ın ise yapısal yıkımına rağmen asimetrik bir "hayatta kalma" anlatısı inşa ettiği bir pat durumudur. Bu jeopolitik kırılmanın kronolojik gelişimi, ittifakların yeniden şekilleneceği diplomatik takvimi de belirlemiştir: Çatışmanın Patlak Vermesi 28 Şubat 2026 ABD-İran savaşının başlaması ve İran'ın asimetrik yanıt olarak Hürmüz Boğazı'ndaki ticari geçişleri hedef alarak küresel enerji piyasalarında şok yaratması. Ekonomik Yıkımın Belgelenmesi Mart 2026 BM Kalkınma Programı (UNDP) raporunun yayınlanması. Rapor, İran ekonomisinin yüksek enflasyon, altyapı hasarı ve ticari abluka nedeniyle karşılaştığı devasa yıkımı ortaya koymuştur. Pragmatik Ateşkes 7-8 Nisan
1000Kitap
Dünyayı uçsuz bucaksız, insanlardan oluşan dalgalı ve hırçın bir deniz olarak gören o yaşlı Bogotalı balıkçının kadim fısıltısını, bir deniz kabuğunu kulağıma dayar gibi zihnimde taşırım hep. Her birimizin, bu zifiri karanlık evrende kendi benzersiz ışığıyla parıldayan birer ateşçikten ibaret olduğunu söylerdi. Kimi sessizce, kendi içine doğru yanarmış içten içe; kiminin alevi öyle zayıfmış ki, esen ilk rüzgarda, hayatın ilk sillesinde savrulup gidermiş. Ama bazı insanlar varmış ki, çılgın birer yangın gibi yanar, yanına yaklaşan herkesi ve her şeyi hiç düşünmeden tutuştururmuş. İşte aşkın, o deli fişek ateşlerin hırçın dalgalar arasında birbirine dokunma, birbirinin alevinden beslenme ve fısıldama biçimi olduğuna inanırım. Ben sadece bu muazzam parıltıyı kıyıdan izleyen ve kayda geçiren bir anlatıcıyım. Okullarda bize zorla ezberletilen, kütüphaneleri dolduran o kalın ve kurşun gibi ağır resmi tarih kitaplarında aşka hiç rastlamayız. Sayfaları çevirdikçe karşımıza hep fetihler, kanla çizilen yapay sınırlar, muzaffer zafer çığlıkları ve göğsü madalyalarla kaplı generallerin kibirli adları çıkar. Sistem, yalnızca gücü, mülkiyeti ve yıkımı kaydetmeyi sever. Oysa yeryüzünün gerçek, kutsal ve gizli haritası o mağrur saraylarda ya da meclis salonlarında değil; gece yarısı kuytu bir sokak lambasının altında, soğuktan titreyen iki insanın birbirine sadece sarılmasıyla, sessizce yeniden çizilir. Ben işte bu haritalanmamış anların, tarihin gözden kaçırdığı o en büyük mucizelerin zamansız şahidiyim. Yıllar önce, Güney Amerika’nın haritalarda bile yer almayan, unutulmuş bir dağ köyünde yaşlı bir yerli kadının toprağı yoğuran çatlak ellerine bakmıştım. Bana dönüp, heybemde ömür boyu taşıyacağım şu cümleyi hediye etmişti: "Savaşlar toprakları parça parça böler oğlum, aşk ise