(...)hiçbir aidiyet duygusu bulunmayan bir kişi için önemli olan tek şey hayatta kalmaktır. Hayat, hiçliğin sonsuzluğunda tek gerçek olan şeydir ve bu kişi hayata utanmak nedir bilmez bir umutsuzlukla yapışır.
Birçok şeye sahip olduğumuz halde, daha fazlasını istediğimiz zamanki hayal kırıklığımız, hiçbir şeye sahip olmayıp bazı şeyler istediğimiz zamanki hayal kırıklıklarımızdan daha büyüktür. Birçok şeyin yokluğunu çektiğimiz zaman duyduğumuz hoşnutsuzluktan daha hafiftir.
Bir insanın kendi mükemmelliğine olan inancı ne kadar zayıfsa, ulusunun, dininin ırkının veya inandığı kutsal amacın mükemmelliği yönündeki iddiası da o kadar güçlüdür.
Benlik sevgisinin ve insandaki bu ben'in mahiyeti sadece kendini sevip kendini düşünmektir. Fakat elden ne gelir? Sevdiği şeyin, yani benliğin zaaflarla ve sefaletle dolu olmasını engelleyemez, Büyük olmak ister ama kendi küçüklüğünü görür; mutlu olmak ister ama kendi zavallılığını görür; kusursuz olmak ister ama kendini kusurlarla dolu görür. İnsanların saygı ve sevgisine mazhar olmak ister ama kusurlarının sadece, insanların hoşnutsuzluk ve horgörüsünü hak ettiğini görür. Kendisini içinde bulduğu bu rahatsızlık, hayal edilebilecek en adaletsiz, en cani tutkuları doğurur. Çünkü benlik, kabahatleri konusunda kendisini ikna ve ihtar eden bu hakikate karşı, amansız bir nefret beslemeye başlar.
-Pascal, Düşünceler