Kendinize acımayı, daha ilk ortaya çıktığı anlarda fark edebilir ve onu elinizle bir kenara itebilirsiniz. Kendinizle alay edebilirsiniz. Ne kadar saçmaladığınıza bakıp gülebilirsiniz. Siz duygularınızın kurbanı değilsiniz. (bilmelisiniz, bu duygular kişiliğiniz değil:)) Sizin duygularınızın üzerindesiniz. Duygularınızın farkında olun. Tüm varlığınızla hissedin ve sonra yukarıya doğru hareket edin. Yeniden aklınızı harekete geçirin. Düşünün. Gülün. Yaratın. Sevin.
Kurbanın kanının koltuğun üstünde hâlâ ıslak olduğu ve duvarlara sıçradığı eve giderken bir köşede zombiler gibi duran üç küçük çocuk gördüm.
“Ya çocuklar?” diye sordum, başımla üstü başı kan içinde olan görgü tanıklarını işaret ederek. Meslektaşım onlara baktı, biraz düşündü ve “Çocuklar dirençlidir. Düzelirler,” dedi. Hâlâ genç olduğum ve büyüklerime saygılı davrandığım için bilgeliğini kabul etmiş gibi başımı salladım ama içimden bas bas bağırıyordum.
Tam aksine, çocuklar yetişkinlere kıyasla travmaya karşı daha savunmasızdır; bunu o zamana dek Seymour Levine’ in ve düzinelerce daha araştırmacının çalışmalarından öğrenmiştim. Çocuklar dünyaya dirençli olarak gelmezler, onların öyle olması sağlanmalıdır. Gelişmekte olan beyin, hayatın erken dönemlerinde hem iyi hem kötü deneyimlerle kolaylıkla şekillenebilir ve bu dönem çocukların onlara karşı en hassas oldukları zamandır.