,bir zamanlar saat kaç diye sordu mu, siz nasıl buyurursanız, yanıtını alırdı, doğruydu da, saatleri işine geldiği gibi değiştirmekle yetinmez, resmî tatil günlerini de oynatırdı, tek isteği, tatilden tatile, o çıplak ayaklı Kızılderelinin, ağaç suratlı senatörlerin ve her köy alanında en gözü pek horozlarla dövüşmeye hazır eşi bulunmaz horozlarının eşliğinde bütün ülkeyi dolaşabilmekti, bahisleri kendi eliyle yazardı, dövüş çukurunun temeli kahkahalarla sarsılırdı; başkan, müzik sesini, havai fişeklerin gürültüsünü bastıran o garip, borazansı kahkahalarından birini attı mı, bizler de gülmek zorunluluğunu duyardık; o susunca, içimize bir acı çökerdi, onun horozları bizimkileri çökertti mi, rahat bir soluk alır, sevinçten haykırmaya başlardık; horozlarımızı yenilmek üzere yetiştirirdik, öyle ki bir tanesi bile yüzümüzü kara çıkarmadı,