Yakın zaman önce ilk kez bu platforma üye oldum. Çokda hevesliydim açıkcası. Büyük bir zevk ile son okuduğum kitapları ekledım, incelemler ve alıntılar paylaştım. Diğer üye olduğum; motosiklet, elektronik sigara, koleksiyon ürünler, koşu ve bisiklet yarışları, kol saati vb platformlara ve forumlara nazaran daha aklı başında, daha düzeyli ve saygılı bir ortam olacağını düşünmüştüm.
Fakat bu deprem zamanında öyle paylaşımlar görüyorum ki inanın sıtkım sıyrıldı.
-3 gün önce ki olayları (enkaz altında kalan) halen retweet etmeye devam edenler..
İnsanlar instagramda video paylaşıyor, ihbar üzerine gittiğimiz yerlerde mahsur kalan yok kurtarılmışlar, hep aynı yerlerde olduğuna dair ihbarlar geliyor diyorlar. Bu insanların değerli zamanlarını çalıyorsunuz.
-''lanet olsun parmaklarınızı çalıştırın yayın bu iletiyi'' diye sitem ederek beğeni ve takip manyağı olmuş insanlıktan nasibini almamış insancıklar..
-Durmadan enkaz altında kalanlara ait olduklarını iddia ettikleri kişilerin cep telefonu numaralarını paylaşanlar..
Bu kadar koordineden uzak, zarar verici bir yaklaşım tarzı olamazdı sanırım. Enkaz altında kalan bir kişinin telefon numaraısnı afada, ahbapa, yada diğer sivil toplum örgütlerinin whatsapp yada herhangi bir iletişim numarasına yazmaktansa neden burda paylaşılır. Yerli yersiz insanların bu telefon numaralarını arayabileceği ve onları zor duruma düşürüp telefonlarını meşgul etmesine sebep olacağı düşünülmez mi?
İnstagram ve facebook'tan hiç bahsetmiyorum zaten, sahaf sayfaları kitap satışına devam ediyor diye kendi hesaplarından bu kişileri hedef gösterip, sizinle görüşeceğiz, hiç içiniz de mi sızlamıyor, bu insanlar enkaz altındayken halen nasıl satış yapabiliyorsunuz diyerek insanları galeyana getirenler..
Öncelikle Yiğit Bener'i tebrik etmek gerekiyor. Eğer bu kitabı okumaktan zevk aldıysak kendisinin çevirisinin çok büyük bir önemi olduğu bir gerçek.
Yazar hakkında bir çok söylenti var; antisemitist olduğu, hitler sempetizani olduğu vb gibi, oralara hiç girmeyecegim.
Romanın kahramanı; askerden kaçan (savaşa karşı olduğu için) , karnını doyurmak için insanları dolandırmaktan çekinmeyen (gerçekten yemeğe ihtiyaci olduğu için) çokta ahlaklı olmayan bir antikahraman. Ahlaksiz davranışları sizi rahatsız etmiyor hatta gayet makul geliyor.
Roman yazarın tabiri ile "antibirjuva" bir dil kullanılıyor. Biraz konuşma, biraz sokak dili gibi. Gramerlere pek uyulmuyor fakat bu onu çok samimi yapıyor. Yazarın insanlara lakap takması ve dalgacı havası kitabı daha eğlenceli hale getiriyor.
Son olarak kitabın sonunda ki "Son Söz" ( yaklaşık 15 sayfa ) kitabın çevirisini yapan Yiğit Bener tarafından yazılmış. Bu bölümde tamamen kitabın yazım dilinden ve diğer dillere çevirisi sürecinden, dolayısı ile yazarın tercumanlar ile olan diyaloglari yer aliyor. O kadar güzel yazilmis ki romanın devamı mi degil mi kararsız kaliyorsunuz. İnanılmaz hoşuma gitti bu bölüm, fakat biraz kafa karıştırıcı olabiliyor. Çevirmen bazen kendini yazar yerine koyarak konuşuyor bazen ise çevirmen olarak.Daha iyi anlayabilmeniz için ufak bir paragraf bırakıyorum aşağıya. Gayet hoş bir kitapti. Tavsiye ediyorum.
"Ancak hiç aldırmadan bir şeyler gevelemeye devam ediyordu o demin ki adam, çevirmenim olduğunu iddia eden yani; üslubumda zor muymuş ne, tıpkı dilim gibi, öyle açıkladı bana, bilgiç bilgiç, sözcüklerle oynamasını çok severmisim, kılıktan kılığa sokuyor dilin kaliplarini yikiyormuşum, bu sayede Antibirjuva bir dil yaratmisim güya"