Deseler inanmazdım:
O resmi gördükten sonra
Ne sen ne hayatın bir daha
Olmayacak eskisi gibi asla
Ne bir eksik ne bir fazla
Biter mi ömür arayışla?
Keşke bilse dostlar da
Bila-ihtiyar, bu girdapta
Kaybolma vakti, intiha.
Zîrâ Hz. Pîr efendimiz kendilerinden bir asır sonra gelmiş olan Şâh-ı Nakşbend hazretlerinin tarîk-ı âlîsini 4. cildin 3060 numaralı beytinde şöyle ihbâr ve medh buyururlar:
نقش بندانند در جو فلك
کار سازانند بهر لی و لك
[Ya'nî "Cevv-i felekde nakış bağlayıcılardır; benim için ve senin için iş yapıcılardır."]
Mesnevi-i Şerif Şerhi - 12
3544. Hâzillerin önünde her bir cidd hezldir. Âkıllerin önünde hezller ciddidir.
[Ciddiyetsiz (alaycı) insanların yanında her ciddi mesele bir şakaya dönüşür. Akıllıların (ariflerin) yanında ise her şaka aslında ciddi bir hakikattir.]
"Latîfelerin zâhiriyle meşgul olan kimselerin önünde her bir ciddî olan sözler hezldir ve latîfedir. Zîrâ onların hikemiyyât-ı ilâhiyye ve esrâr-ı rabbâniyye ile alâkaları yoktur. Fakat âkıllerin önünde her bir latîfe ve şaka ciddîdir. Zîrâ onlar her kıssadan bir hisse almak isterler ve onlar hikemiyyât-ı ilâhiyenin meftûnudurlar."
“Resûl-i Ekrem’in gözünün önünde hem aşağı ve hem de yukarı tabakada bulunan eşyâ kendi asılları olan Hakk’a doğru seyr-i serî’ içindedirler ve hızlı gidicidirler. O kerpiçden ve taşdan nükte işiticidir.” “Resûl-i Ekrem hazretlerinin taşdan nükte işitmesi”, I. cildin 2188 numaraya müsâdif olan beyitlerde mezkûrdur. Ve “cemâddan nükteler işitmek” bu ümmetin havâssında da vâki’ olur. Nitekim Nefehâtü’l-Üns’de mezkûrdur ki, “Şeyh Ebu’l-Abbâs Harîrî ile Şeyh Abdullah Kurbânî pazara gidip Şeyh Abdullah’ın çocuğu için tebevvül etmesi için camdan ma’mûl bir ördek almışlar. Sulehâdan ba’zi zevât dahi onlara iltihâk etmişler. Bir şey yemek üzere bir yere oturmuşlar, şerbet almaya karar vermişler. Bu şerbeti henüz kullanılmamış olan o ördeğin içine koymuşlar. Diğerleri taâmdan sonra dağılmışlar, Şeyh Ebu’l-Abbas ile Şeyh Abdullah kalmış, ördekden bir sadâ sudûr edip demiş ki: “Hak Teâlâ’nın o kulları benim içimden bir şey yedikten sonra ben Allah hakkı için sidiğe ve murdar şeylere mahal olmam!” Bu sadâyı müteâkib o şişe Şeyh Abdullah’ın elinden fırlayıp parça parça olmuş, bu vak’ayı Şeyh-i Ekber Muhyiddîn Arabî (k.s.) hazretlerine nakl etmişler, o hazret buyurmuş ki: “Siz ördeğin va’z ve irşâdından gāfil olmuşsunuz. Onun maksûdu sizin tevehhüm ettiğiniz gibi değildir. Birçok kaplar vardır ki, sizden daha efdal olan zevât ondan taâm yemişlerdir ve yine murdar şeylere mahal olmuşlardır. Onun maksûdu “Gönülleriniz Hakk’ın ma’rifetine mahal olduktan sonra ona ağyâr muhabbetini koymayınız!” demek idi. Ve kırılması dahi huzûr-i Hak’da kendi varlığınızı kırınız demekdir.”
Mesnevi-i Şerif Şerhi - 8