Üçüncü tipin, yani kendi içgüdüleri felç olup anneyle özdeşleşen kadının daima koca bir sıfır olması gerekmez. Aksine, eğer normal biriyse, boş kabın özellikle de yoğun bir anima yansıtmasıyla doldurulması olasılığı vardır. Nitekim, böyle bir kadının yazgısı buna bağlıdır:
bir erkeğin yardımı olmadan biraz olsun kendini bulamaz; annenin elinden tam anlamıyla çalınması gerekir. Üstelik, kendine biçilmiş rolü uzunca bir süre büyük bir gayretle oynar. Fakat sonunda bundan bıkınca, kendisinin kim olduğunu keşfedebilir. Bu tür kadınlar,
salt bir meslek ya da yetenekle özdeşleşerek var olan, ama bunun dışında bilinçsiz olan ve de öyle kalan erkeklere fedakar bir eş olabilirler. Bu erkekler de yalnızca birer maske olduğundan, kadın eşlikçi rolünü büyük bir doğallıkla oynayabilmek zorundadır. Bu tür kadınların önemli yetenekleri de olabilir, ama kendi kişiliklerinin bilincinde olmadıkları için bunlar asla gelişmemiştir. Bu durumda yeteneklerini, bundan yoksun olan kocaya yansıtırlar ve bir de bakarız ki, önemsiz, hatta silik bir adam sanki sihirli halıya binmiş gibi başarının
doruklarına çıkmıştır.
Yazgısı etrafındakileri rahatsız etmek olan kadın, yalnızca patolojik vakalarda yıkıcıdır. Normalde, rahatsızlığı kendinedir, dönüştürücü olarak kendisi dönüşür ve çatışmanın tüm kurbanları onun yarattığı ateşin ışığında hem aydınlanır hem de aydınlatılırlar. Anlamsız bir
kargaşa gibi görünen şey, bir arınma süreci haline gelir - "Boş olan her şey yok olup gitsin".
Çatışma yaratmak, kelimenin tam anlamıyla şeytani bir erdemdir. Çatışma, duygulanım ve duyguların ateşini yakar ve her ateş gibi bunun da iki yönü vardır: yakmak ve aydınlatmak. Duygu, bir yandan sıcaklığıyla her şeyi var eden, omnes superfluitates comburit, yani tüm gereksizlikleri yakıp kül eden simya ateşidir, bir yandan da çeliğin taşla buluştuğu, kıvılcımın çaktığı andır: çünkü bütün bilinçlenmelerin ana kaynağı duygudur. Duygu olmadan karanlığın aydınlığa, ataletin harekete dönüşmesi imkansızdır.
Bu Deesse Raison(Tanrıça Akıl), zaten bilineni aydınlatan ama özellikle de bilinmesi ve bilincinde olunması gerekenleri karanlıkta bırakan sahte bir ışık yayar. Akıl bağımsızlaştıkça,
gerçekliğin yerine doktrinleri koyan ve insanı, olduğu gibi değil, olmasını istediği gibi gören salt zihin haline gelir.
Uterusun temsilcisi anne'ye karşı direnç, genellikle menstrüasyon sorunları, hamile kalmakta zorluk çekilmesi, hamilelikten nefret, hamilelik esnasında kanama ve kusma, erken doğum ve benzer biçimlerde tezahür eder