Annesinin o kadar çok eteğine yapışmıştır
ki, bir erkek ona yaklaştığında şaşkınlıktan ne yapacağını bilmez .
Kız o kadar yardıma muhtaç, her şeyden o kadar bi haberdir ki, en yumu
şak kuzu bile adeta kurt kesilir ve seven bir annenin elinden kızını
alı verir. İ şte bu , bir kez olsun yaman bir erkek olma fırsatı, erkeğin
eline her gün geçmedİğİ için önemli bir motivasyondur.
Kadındaki anne kompleksi Eros'un aşın gelişimine yol açmazsa, kız
anneyle özdeşleşir ve dişilik özellikleri felce uğrar. Kız kendi içgüdüler
dünyasının, annelik içgüdüsünün ve Eros'un bilincinde olmadığı
için kendi kişiliğini anneye yansıtır. Bu kadınlara anneliği, sorumluluğu,
kişisel bağlılığı ve erotik arzuları anımsatan her şey onlarda
aşağılık kompleksine neden olur ve onları bunlardan kaçmaya zorlar;
kaçıp sığındıkları yer, kıza tümüyle ulaşılmaz gelen her şeyi mükemmel
bir biçimde, denebilir ki bir üstkişilik olarak yaşayan anneden
başkası değildir elbette.
Aşın gelişmiş Eros, diğer insanların kişiliğinin anormal derecede önerusenmesine neden olur. Annenin kıskanılması ve ondan üstün olma isteği, genellikle felaketle sonuçlanan
sonraki girişimlerin leitmotifidir. Bu tür kadınlar, romantik ve sansasyonel ilişkilere, salt öyle oldukları için bayılırlar, evli erkeklere ilgi duyarlar ve bu ilginin nedeni, bir evliliği yıkma fırsatını yakalamış olmalarıdır, ki asıl amaç da budur zaten. Amaçlarına ulaşınca, annelik
içgüdüsünün eksikliğinden dolayı ilgilerini yitirirler ve kancayı bir başkasına takarlar.
Dişiliğin aşırı derecede gelişmiş olması, tüm dişi içgüdülerin, özellikle de annelik içgüdüsünün kuvvetlenınesi anlamına gelir. Bunun olumsuz tezahürü, tek amacı doğurmak olan kadındır. Erkek açıkça ikincil önemdedir; o yalnızca bir dölleme aracıdır ve çocuklar, yoksul akrabalar, kediler, tavuklar ve mobilyaların yanı sıra bakılacak bir nesne konumundadır. Kadın için kendi kişiliği de ikincil önemdedir; hatta genellikle kişiliğinin bilincinde bile değildir, zira yaşam başkalarında ve başkaları üzerinden yaşanır, kendi kişiliğinin
bilincinde olmadığı için bunlarla özdeşleşir. Önce çocukları doğurur, sonra da bunlara yapışır, çünkü onlarsız hiçbir raison d'etre (varoluş nedeni) yoktur.
Deneyimlerim bana, özellikle de çocuk nevraziarında ya da
etiolajik olarak erken çocukluk evresine dek uzanan nevrozlarda, rahatsızlığın
oluşumunda annenin daima aktif bir rol oynadığını gösterdi.
Fakat her halükarda çocuğun içgüdüleri bozulmuş; yabancı, genellikle
korku uyandıran unsurlar olarak anne ile çocuğun arasına giren
arketipler oluşmuştur. Örneğin, aşırı evhamlı bir annenin çocuklarının
düzenli olarak rüyalarında annelerini kötü bir hayvan ya da bir
cadı olarak görmeleri, çocuk ruhunda bir bölünmeye, böylelikle de
nevroz olasılığına yol açar.