Bugün burada olmak ne büyük ve aynı zamanda ne utanç verici bir şey! Gelecekte haleflerim bu insanların kalıntılarından koleksiyonlar yapıyor olacak, ok başların-dan, oyulmuş bıçak saplarından, tahta tabaklardan; onları kuş yumurtalarımın ve kaligrafik bilmecelerimin yanında sergileyecekler. Ve ben geleceğin ve geçmişin insanları arasındaki ilişkileri onarıyor, emip kuruttuğumuz bir bedeni özür dileyerek geri veriyorum - bir arabulucuyum, kuzu postu giymiş bir İmparatorluk çakalıyım!
O ve ben zor bir dönem boyunca birbirimize uygar insanlar gibi davranmaya çalıştık. Bütün hayatım boyunca uygarca davranmaya inandım; ancak bu kez olanları düşündükçe kendimden tiksindiğimi inkar edemiyorum.
Ama beni en çok utandıran, yok oluşa karşı en fazla kayıtsız bırakan şey, huzursuzluğumun ne kadar dış etkenlere, bir gün penceremin altında ağlayıp ertesi gün ağlamaz olan bir bebeğe bağlı olduğunu bilmek. Çok fazla şey biliyorum ve bu bilgi insana bir kez bulaşınca artık kurtulmak mümkün olmuyor galiba. Tahıl ambarının yanındaki kulübede neler olup bittiğini görmek için fenerimi alıp gitmemeliydim. Öte yandan, feneri bir kez elime alınca bırakmamın yolu yoktu. Düğüm kendi içinde sıkılaşıyor; ucunu bulamıyorum.
Albay, ertesi günü handaki odasında