Saygısızlık, üzüntü, ihmal ya da çocukluk yıllarına özgü aşırı belirsizlik gibi durumlarla karşılaştığımızda, hayatın ve kültürün çeşitli yönlerine ilişkin doğal olarak hissettiğimiz hiddet ve kızgınlık da şiddetlenir. Bu şekilde zedelenmiş olan bir kişi daha fazla incinmeye karşı fazlasıyla duyarlıdır ve bunlardan kaçınmak için bütün savunma mekanizmalarını kullanır. Büyük miktarlarda güç kaybı, yani bakılmaya, saygı gösterilmeye ve ilgilenilmeye değer olduğumuza dair kesinliğin yitirilmesi, aşırı üzüntüye neden olur ve tüm bunların öfkelendirdiği çocuk büyüdüğünde kendisine bu şekilde zarar verilmesine bir daha asla izin vermeyeceğine yemin eder.
Ve umudun yitirilmesinin ardında genellikle öfke vardır; kızgınlığın ardında acı; acının ardında ise bazen yakın zamanlarda yaşanmış, ama çoğunlukla uzun süre önce meydana gelmiş şu ya da bu türden bir eziyet yatar.
Öfke, olumsuz kullanıldığında ülsere yol açan bir asit gibi yakar, psişenin tüm narin katmanlarını delip geçen bir kara delik oluşturana kadar, ufak bir nokta üzerinde yoğunlaşarak tahrip eder.
Kibritçi Kız, kibritleri yakmaya karar verdiğinde, kaynaklarını harekete geçmek yerine, fanteziler kurmak için kullanır. Enerjisini bir anlamda, anlık hevesler için tüketir. Bu, kadınların hayatında, kendisini çok belirgin biçimlerde gösterir. Üniversiteye gitmeye karar vermiştir, ama hangisinde karar kılacağını belirlemesi üç yılını alır. Bir dizi resim yapacaktır, ama sergileyecek yeri olmadığından resim yapmaya öncelik tanımaz. Şunu ya da bunu yapmak ister, ama iyi yapmasını sağlayacak duyarlılığı ya da beceriyi öğrenip geliştirecek zamanı ayırmaz. Düşlerle dolu onlarca defteri vardır, ama yorumlamanın büyüsüne kapılmıştır ve bunların anlamlarını eyleme dökemez. Terk etmesi, başlaması, durması, gitmesi gerektiğini bilir, ama yapamaz.