Çantam, kendi cesedimi taşıyormuşum gibi ağırdı. Kolayca taşıyormuşum, bana külfeti yokmuş gibi davranıyordum. Her şey için hep bunu yaptım. Kimse benim ne halde olduğumu bilmedi. Ben kendim ne halde olduğumu bilmedim.
Şiddetin bahanesini bulmak zorundaydım, yoksa devam edemezdim, anlıyor musunuz? İnsan bazen kendisini kandırmak zorunda kalır, kalmalı, yoksa dediğim gibi, devam edemez. Oysa hayat devam etmeyi gerektirir. Devamlılığı olmalıdır ki sürsün, hayat olsun.
Pişmanlık, yarı ölüm. Her kim ölmek nasıl diye merak ederse, pişman olmalı bu hayatta. İşte ölüm o an hissettikleriniz gibi bir şey, bana kalırsa. Hayal kırıklığı. O da ölümün yerini tutabilir pekálá.
Hayatlarımızda, genellikle de orta yaşlarda, ister acı verici olsun, ister olmasın, karar vermemiz gereken bir an gelir ve bu karar, gelecekteki hayatımızın muhtemelen en önemli psişik kararıdır. Kadınlar bu noktaya çoğu zaman otuzlarının sonunda ya da kırklarının başında ulaşırlar. Kulaklarına kadar her şeyle dolu oldukları bir noktadadırlar ve artık "bıkmış"lardır, "son damla bardağı taşırmıştır ve "bitip tükenmiş" lerdir Yirmili yaşların düşleri buruşturulup atılmıştır. Kalpler kırılmış, evlilikler bozulmuş, sözler tutulmamış olabilir.