Her şey darmadağın oldu, dünya bir anlığına hıçkırığa tutuldu. Her şey hızla dönüp inlemeye başladı fakat kimse bunu fark etmedi. Neredeyse algılanması bile imkansız bir süre için açılıp tekrar kapatılan kapı yalnızca yanlış bir kapıydı, ancak bu süre, siyah bir şeyin içeriden sürünerek çıkması için yeterliydi; belki de o şey siyah değildi, belki rengi yoktu, belli belirsiz narindi fakat her halükarda acımasız ve soğuktu, yıkım istiyordu. O anda doğan şey ihanetti.
Sen bir ipliksin, ben bir ipliğim, birlikte küçük bir süs oluşturuyor, bir
sürü başka iplikle beraber bir desen meydana getiriyoruz. İpliklerin hepsi
birbirinden farklı; farklı kalınlık ve incelikte, farklı renklerde. Desenleri
anlamak kolay değil fakat bir bütün olarak bakıldığında insanın önünde
harika şeyler açılıyor. Örneğin şuraya bak. Enfes değil mi? Şuradaki süs,
kelimenin tam anlamıyla büyüleyici! Sonra düğümlerin sıklığı ve adedi geliyor,
buna ek olarak farklı renk yapılanmaları; bunların hepsi birlikte dokumayı
meydana getiriyor. Bunun çok iyi bir resim olduğunu düşünüyorum.
Son zamanlarda bunun hakkında çok yoğun ve sık düşünüyorum. Halılar,
hikayeler şeklinde dokunmuştur. Dolayısıyla korunup bakılmaları gerekir.
Bu halı seneler boyunca güvelere yem olarak atılmış olsa da, şimdi hayata
geri dönüp bize hikayesini anlatmalı. Şimdiye kadar hiç haberimiz olmasa
da, bizlerin de o dokumanın içinde yer aldığımıza eminim.
İçgüdü dediğimiz duyularımızla algılayabildiğimiz fizyolojik uyaranlardır.
Ama aynı zamanda fanteziler şeklînde ortaya çıkar ve varlıklarım da çoğu zaman sembolik resimlerle belli ederler. Benim arketip adım verdiğim, işte bu içgörüntülerdir. Kökenleri ise bilinmemektedir. Görünen her zaman, yeryüzünün her tarafında ortaya çıkıyor olmalarıdır.