Sıkı sıkıya bütünleşmiş ya da dinsel bir toplumda başarısızlığı ya devlet gizler ya da din telafi eder; bizim demokrasilerimiz gibi o kadar bütünleşmemiş ve laik toplumlardaysa başarısızlığı telafi etme işi şiire düşer.
Her insan derinliklerinin zararına ilerler;her insan kendinden kaçan bir mistiktir: Yeryüzü,varilamayan hidayetler ve ayaklar altına alınmış sırlarla doludur.
Kendimizinki hariç her acı, bize meşru ya da gülünçlük derecesinde anlaşılır görünür; böyle olmasa, duygularımızın değişkenliği içinde tek sabit şey matem olurdu. Fakat yalnızca kendimizin matemini tutarız. Eğer etrafımızda sürünen sonsuz sayıdaki can çekişmeyi, birer gizli ölüm olan bütün hayatları sevip anlayabilseydik, acı çeken varlık sayısında kalp gerekirdi bize. Ve geçmiş üzüntülerimizin tamamını mevcudunda bulunduran, mucizevî bir şekilde güncel bir hafızamız olsaydı, böyle bir yükün altında çökerdik. Hayat, ancak muhayyilemizin ve hafızamızın zayıflıklarıyla mümkündür.