Çünkü hayvanla insan arasındaki fark, hayvan hayvandan başka bir şey olamazken, insanın insan olmayan, demek ki kendisinden başka bir şey olabilmesidir —işte ben de bir insan-olmayanım.
insanın dünyada yüzüstü bırakılmış, mutsuz bir hayvan olduğuna, doğada daha önce hiç görülmemiş ve kendine özgü bir yaşama biçimi bulması gerektiğine gitgide daha çok inanıyorum. Sözde özgürlüğü ona doğadaki herhangi bir tutsaklıktan daha fazla acı veriyor. Dolayısıyla insanın kimi zaman bir bitkiyi, bir çiçeği kıskanmasında şaşılacak bir şey yok. Kusursuz bir bilinçsizlikle güneşin altında serpilip sonra solan bir bitki gibi yaşamayı istemek için, toprağın verimine katkı sağlamayı ve yaşamın akışının adsız bir ifadesi olmayı istemek için, insanlığın anlamından umudu kesmek gerekir.
Şu yeryüzünde, sağırlar, körler ya da deliler varken, insanda nasıl idealler olabilir? Bir başkasının göremediği gün ışığına ya da duyamadığı sese nasıl sevinebilirim? Ben herkesin karanlığından sorumlu olduğumu düşünüyor, kendimi bir ışık hırsızı olarak görüyorum. Gerçekten de görmeyenlerden gün ışığını, duymayanlardan da sesi çalmıyor muyuz? Delilerin içine düştüğü karanlığın sorumlusu bizim bilinç açıklığımız değil mi?