Banliyö hastalığı....boş geçen bir hayata dair en belirgin imge,haftaici hergun aynı saatte uyanıp kent merkezindeki iş yerine gitmek için hergun aynı saatte hareket eden trene binen ofiste hergun aynı işleri yapan aynı yerde öğle yemeği yiyip garsona hergun aynı bahşişi bırakan her akşam eve aynı trenle dönen iki üç çocuğu olan küçük bahçesiyle ilgilenen hoşlanmadığı halde her yaz deniz kıyısında iki haftalık tatil yapan her Noel ve paskalya günü kiliseye giden ve altmış beş yaşında emekli olduktan kısa bir süre sonra bastırılmış öfke nedeniyle kalp krizi geçirerek ölen Banliyö insanıdır....içten içe hep sıkıntıdan öldüğüne dair şüphelerim olmuştur...
Söylediklerimizin ve yaptıklarımızın iyi ve kötü sonuçları bizim artık bu sonuçları fark edebilmek onlardan ötürü kendimizi kutlayabilmek ya da onlar yüzünden af dileyebilmek için bu dünyada olmayacagimiz sonsuz sayıdaki günler de dahil olmak üzere gelecekteki bütün günlere oldukça tekdüze ve dengeli bir şekilde dagilarak uzanır ki üzerine çok konuşulan ölümsüzlük denen şeyin bu olduğunu söyleyenler vardır...
Erdem,kimsenin göz ardı edemeyeceği üzere,mükemmelliğin son derece çetin yolunda daima tuzaklarla karşılaşır,öte yandan günah ve kötü alışkanlık,talih tarafından öylesine sevilir ki...