Şunu göz önünde bulundurmak gerek: Deneyim kalıplarını sayısız duyumsal âna ayrıştıran Proust, aynı zamanda bu duyumların en tutkulu kuramcısıdır ve kitabını bir duyumdan ötekine belleksel çağrışımlar üzerine değil, bunlan araştırma malzemesine indirgeyip ortadan kaldıran kavramsal ve gnoseolojik katmanlar
üzerine kurar.
Din, dünyada olup biten her şeyin olağanüstü bir önem taşıdığı inancından başka bir şey değildir. İşte sırf bu yüzden dünyadan hiçbir zaman yok olup gidemez.
Kendini öldürmeye karar vermiş bir adamın damarlarından boğazına yönelen bu gizli ve köklü sevinç neden? Ölümle yüz yüze gelindi mi, hâlâ diri oluşumuzun kafaya dank edişinden başka bir şey kalmaz geriye.